pekmezdekisinek 16 Takipçi | 28 Takip pekmezdekisinek@hotmail.com facebook/Pekmezdekisinek
Kategorilerim

FEYLESOF

GÜNCEL

KULAK MEMEM

Sİ-NEMALANMAK

PES-TİZ

İKİ SAYFANIN ÖPÜŞTÜĞÜ YER

Diğer İçeriklerim (36)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (16)

H2

2014-06-29 09:12:00

H2 Ben ilk sıranın en sağından, siyah beyaz kareli tahta sınırın bittiği yerin dibinden sevgili piyon. Adım H2. Yirmi sekiz yıldır H2yim. Bu oyunun sonuna geldiğimi hissediyorum. Ara sıra ünlü bir piyon olacağımı düşünüyorum. Çok kısa bir an. Aynı sıradan bazı arkadaşlarla birbirimize içimizi açarız siyah karelerin cılız kuytuluklarında. Onlar gene iyice. Hiçbir oyun benimle başlamadı, benimle sonlanmadı. İlkin ortancamız atılır öne, bazen soldan üçüncü piyon. Sonra bir at çıkagelir karşısına, ilk telaş başlar, “Aman, yiyecekler!” peşinden filler, uygun görülmüş yoz piyonlar; çaprazlamasına güç gösterisi. Ben istemiyorum bunları, bunları istemiyorum, ben. Çaprazlamasına olmamalı bizim için tüm kuvvet; dikine de gidebilmeli, üçer beşer kutucuklarla atlayabilmeli hayattan. Bazen fark arıyorum dün ile şimdi arasında; yalnızca durduğum karenin rengi değişmiş, ya kara ya ak, o da olabilirse. Bazense sıkılıyorum da kapatıveriyorum gözlerimi. Oyunun dışında kalmak karıncalandırıyor zihnimi, sonsuz bir uyku düşletiyor. Dönüp bakıyorum kralın taraflarına, o ne curcuna; birbirine girmiş adamlar. En çok arada kalmış savunmasız piyonlara üzülürüm. Yenilirsek, akşam yanıma gelir biliyorum, “Ben ne yapabilirdim ki?” diyecek, “Korumadılar. Ah, bir korusalardı beni, o vezire yapacağımı bilirdim!” Hep aynı laflar. Desem ki, “Hiçbir şey yapamazdın, üçer beşer kaçardı.” Asar tahta suratını, ortalık vernik kokar. Tek kareyle ibaret sanıyor örgüyü, bu örgü ki öyle bir döngü, en dipten en sona kadar yayılmış kurnazlık havası tek çizgide tepeler. En beriye vardım derken atılırsın oyunun güpegündüz yerinden. Ah, bu oyundan. Tek perdesi... Devamı

EZAN İLE SALA ARASI

2013-08-20 14:34:00

                         Ben eve dönerim ay kararır,güneş döner yüzünü sabaha. Ben eve dönerim kabuslar iner tiyatro perdesi misali göz kapaklarımın ardına. Ben eve dönerim hiçbirşey değişmez,değiştirmez yaradan.Dam akar,kova koyarım.Dam akar,tahta zemin gıcırdar,sinirim bozulur.Sokakta köpek havlar,sokak lambaları yanıp söner devlet tasarruf ettiği için değil tabi.Polis hırsızı kovalar,izi kaybolur hırsızın.Parmak izi yoktur anıların,kriminal çözemez,çılgın bir polisiye romanını andırmaz yaşananlar.Ben eve dönerim,can yücel karşılar karşı koridorda sararmış bıyıklarıyla.Necip fazıl dertli dertli çeker sigarasını ciğerlerine salonun cama bakan duvarında.Dokuz ay geçer ana rahminden çıkar bir bebek adı yoktur daha.Soyadının ardına bebek koyarlar,babasına haber verirler cinsiyetini.Ardından bir sela duyulur şehrin semalarında,cenaze işlerinden görevliler gelir,adam yıkanır toprak atılır üstüne.Ben yorganımı çekerim üstüme gözlerim kapanır.Yıllar önce soyadımın ardına bebek koydular,yarın sabah ruhuma fatiha.. H.B. Devamı

Elma Azap'ta (Son)

2013-08-14 23:04:00

  Elma azap çekiyordu.   Yaşamın ucuna doğru yaklaşan her elma gibi varlığı irileşmiş, kızarmış, göz alıcı bir hale bürünmüştü ve bazen kendisine dönüp baktığında, ne kadar tamı tamına bir elma olduğunu düşünmüştü. Fakat son günlerde, sinsice nükseden bir hastalık gibi her şey ona azap verir olmuştu.   Ne yapacağını bilmeden düşünceler içerisinde bekliyordu. Bunun yanında elmanın bir arkadaşı dahi yoktu ki içini açtığında rahatlayabileceği kıymetli bir ana sahip olabilsin. Bu yüzden, çaresizce beklemekten başka elinden bir şey gelmiyordu. Günler sanki son zamanlarda bitmemecesine uzar olmuştu elma bekledikçe. Karanlık çökünce aklından kendi varlığı hakkında daha önce hiç sormadığı sorular geçmeye başlamıştı. Elma ilk defa kendi varlığı üzerine düşünüyordu. Doğrusu, tecrübesiz olduğu bu konu hakkında büyük bir gizem ve bilinmezlik hissetmişti. Peki, elmanın varlığında saklanan gizem neydi? Bilinmeyen şey de neydi? Hiçbir fikri yoktu. Yıllar boyunca elmayı kendi varlığı üzerine düşünmesinden alıkoyan kendi bütünlüğü artık gözünde yitmeye başlamıştı. Bu tip şeyleri bütünlüğüne güvenip hiç düşünememişti. Artık bozulduğuna inandığı bütünlüğünün onu bu denli kaygılandıracağını kim bilebilirdi ki? Karanlık akşamları bir yorgan gibi üstüne çekip korkularıyla baş başa kalıyordu. Eğer bütünlüğünde, yani derisinde biten varlığında bir parça eksilme olursa neler olabileceğini kestirmeye çalışıyordu. Herhalde varlığı kaybolduğunda onu boşluk tamamlayacaktı. Kaybolan şey ne kadar büyükse, onu tamamlamak için oluşacak boşluk da o kadar büyü... Devamı

Elma Azap'ta

2013-06-19 07:11:00
Elma Azap'ta |  görsel 1

    Elma'yı ısırmak köklü değişikliktir.     Devam Edecek... Devamı

Kısa 10 Yahut Bir Sahnenin Kapanışı

2013-01-31 12:49:00
Kısa 10 Yahut Bir Sahnenin Kapanışı |  görsel 1

      “Sen bana M” diyebilirsin dedi Mecit Bey. Dudaklarını bükerek bu harfin nasıl söyleneceğini uzun ama kısık bir sesle tekrarlayarak gösteriyordu, “mee...mee.”, Sonra sırtını ağaca yasladı, “Anladın değil mi?”, “Fakat sen nasıl istersen öyle de hitap edebilirsin.” Birden bunun çok geniş anlamlara geldiğini düşünüp,” Yani ismim Mecit ama sen Mecitcim, Mecitim diye, hatta biraz uzaktaysam ‘şşt’ diye seslenebilirsin. Hayır, şşt diye çağırma. Şimdilik sen keyfine göre davran, yakında büyük bir işe kalkışacağız. Seni diğerleri gibi hiçbir şeye zorlamıyorum. Anlıyorsun değil mi beni fil?” Fil bir cevap vermedi. Gövdesini yatırdığı topraktan Mecit’e bakıyor ve onun elini yalıyordu. Mecit Bey hemen kenarında bir ağaca sırtını vermiş, bacaklarıyla bağdaş kurmuş, gökyüzünü seyrediyordu. “Ben doğduğumda gene aynı gökyüzü vardı tepede. Hep aynı kalan semanın altında hiçbir şey aynı kalmadı görüyorsun. Sen doğduğunda da muhtemelen durumlar böyleydi. Sahi sen kaç yaşındasın fil?” Fil hortumunu hafifçe kıpırdattı. “Anladım, anladım,” dedi Mecit Bey, “Nüfustaki adamlar senin de yaşını yanlış kaydetti değil mi?” Sonra doğruldu, filin yüzüne baktı. “Ben bazen çok güçsüz hissediyorum kendimi,” dedi, “Senin gibi hayvanlara gıptayla bakıyorum. Tabi yolda yürürken senin gibi bir hayvanla karşılaşıp gıptayla bakmam mümkün değil. Senin gibi hayvanları hep televizyona tıktılar sevgili fil. Sizleri anca ekranlardan görebiliyoruz. Bizler ayrı alemlerin canlılarıymışız gibi davranıyorlar. Hayvanlar alemi diye bir alem var, sanki biz başka bir alemde yaşıyoruz. Ama sevgili fil, seni bulduğum çok iyi ol... Devamı

Kısa 9 Yahut Anlayışınıziçinteşekkürlerederiz diyenler.

2012-12-18 18:58:00
Kısa 9 Yahut Anlayışınıziçinteşekkürlerederiz diyenler. |  görsel 1

         Üç gündür Divan Mahallesi’ndeki Menekşe Oteli’nin bir odasında kalıyordu. Bu üç günün nasıl geçtiği hakkında düşünmeye kalksa, başına ağrılar saplanıyor, kendini yatağa bırakmak zorunda kalıyordu. Sırt üstü vaziyette elleri alnını okşar, bacakları yatağın sonundan aşağıya sarkardı. Ve bu üç günü dışarıya hiç çıkmadan geçirdiğinin farkında olup olmadığı belli değildi. Belki dışarıya atacağı bir adım onun çocukluğunu geçirdiği Divan Mahallesi’nin nasıl tarumar edildiğini anlatan, en ön sıradan bileti alınmış bir gösterim olacaktı. Bu yüzden dışarıyı düşünmek sancılara sebep oluyordu. Buna rağmen dışarıya çıkmaya mecburdu. Yarı ölü, yarı soluksuz, pek bir harekette bulunmadan geçirdiği üç günün ardından otel odasından ayrıldı, merdivenleri yavaşça indi. Bu sırada yukarı çıkmakta olan birkaç turist ile karşılaştı. Bunlar uzak ülkelerden gelmiş turistlere benziyorlardı. Peki ya Mecit Bey? O da bir turistti artık. Çocukken koştuğu sokakları, teyze dizlerine kafasını yasladığı parkları, gol attığı duvarları artık yabancı bir ülkeye aitmiş gibi hissediyordu. Çocukluğunu geçirdiği mahallesine gelip bir otelde kalmıştı. Kimlik kartını ve kimliğini o otelin danışmasında bırakmıştı. Bazıları için bazı anlar varsa (ve hayal ürününden ibaret değilse) Mecit Bey için de eski mahallesine uğrama, o mahallenin otelinde kalma, mazisinin molozlarla birlikte şehir dışına götürülüp bırakıldığını anlama, o tür anlardan biriydi. Kafasını kaldırıp oteli baştan aşağı süzdü. Yıkılmayacak kadar sağlam inşa edilmişe benziyordu. Artık her şey baştan sağlama alınıp ediliyor, biçiliyor, kesiliyor, oluştur... Devamı

ŞÜPHELİDİR BÜTÜN ÖLÜMLER

2012-12-15 22:57:00
ŞÜPHELİDİR BÜTÜN ÖLÜMLER |  görsel 1

    Ölümüm üzerinden 12 saat geçti tam olarak. Onca sene çalışkanlıklarına dem vurduğum karıncalar tepiniyor üstümde ince bacaklarıyla. Yıpratmıyor belki bedenimi ama ruhumu yaralıyor cansız halde toprağın altında yatmak. Asıl mesele ardımda bıraktığım onca soru işareti, onca soru işareti ve annemin gözyaşları. Boynumdan asılmış buldular beni, hücremdeki duş fıskiyesiydi benden sonraki kahraman. Bulunduğumda ağzımdan köpük köpük salyalar, dilim dışarı sarkmış ve yüzümde tasvir edilemez korku. En son ailemden konuştuğum kişi annem. Yolun sonuna geldiğimi ima etmiş ve yardım istemiştim çaresizce.O an annemin sesi kırık bir enstrüman melodisi gibi kesik ve yaralı gelmişti korkudan yanan kulaklarıma.Ne de olsa arkamdan ağlayacak olan,benden haber beklediği günleri büyük bir acıyla hatırlayacak olan annemdi. Onun için zor günler yeni başlıyordu.Artık beni öldüreceklerini haykıracaktı,skandal bir habere dönüşen ölümümün ardından uzatılan mikrofonlara.Israr edecekti babamın teselli etmeye çalışan,artık hiçbirşeyin değişmeyeceğini,benim geri gelmeyeceğimi anlatmaya çalıştığı cümlelere.Gayet haklıydı ısrarcı olmasında çünkü boku bokuna,bir hiç uğruna canıma kast etmiş olabilirlerdi.Ben öyle üç kuruşluk adam değildim nihayetinde.Ardımdan yapılan veya yapılmasa bile benim kendimi asmış olmama göz yuman gardiyanlar,müdürler ceza almalı onların da canı yanmalıydı.Ama hiçbirinin ağzından benim gibi salyalar akmayacak ve benim yüzümde ki gibi yüzlerinde korku belirmeyecekti.Çünkü ölümden daha korkunç ne olabilirdi ki.Bir memurun uyarı alması mı?Ya da görevinden uzaklaştırma alması mı?Asla… Acı haberi yavşak cezaevi müdü... Devamı

Kısa 8 Yahut Ezilen Çimlerin Öcüne Giriş

2012-12-12 22:57:00
Kısa 8 Yahut Ezilen Çimlerin Öcüne Giriş |  görsel 1

    Mecit Bey o gece rüyasında çocukluğunu geçirdiği Divan Mahallesi’ne doğru yürümeye koyulmuştu. Bu cadde enlemesine oldukça dardı ve sıra sıra kadife evlerle çevrilmişti. Bu evlerin ahşap kapıları oldu olası hırsız eli görmemiş, adeta yıllar boyu saadet pınarları akmıştı evlerin  aralarından. Komşu teyzeler o çocukluk akşamlarının en unutulmaz süslerindendi. Yıldızlı gecelerin cırcır böcekleri gibi köşedeki küçük parka otururlar, sohbetler ederler, hemen arkalarındaki belediye direklerine astıkları çamaşırların temiz esintisiyle yanlarına kurdukları demlikten çay içerlerdi. Çamaşırı kuruyan, yerinden kalkıp aralarından ayrılır, beş on dakika sonra ise çamaşırlarını evine bırakıp geri dönerdi.  Mahallenin çocukları koşmaktan, top oynamaktan yoruldukça bu teyzelerin dizlerinin dibine çöker; teyzeler de o çocukların saçlarını okşardı. Kimin çocuğu olduğu ve babasının ne iş yaptığı gözetilmeksizin tüm mahalleli çocukların saçları aynı şefkatle okşanırdı. Okşanan mahallenin ruhuydu sanki. Oysa Mecit Bey rüyasında gördüğü Divan Mahallesi’ni tanımakta güçlük çekmişti. Tüm o kadife, vernik kokan ahşap evler yıkılmış, yerlerine betonarme evler dikilmiş, sokak lambaları bukleli, Çin malı direklerle değiştirilmiş, mahallenin en tatlı amcası olan Arif Amca’nın köşedeki bakkalı yerine led ışıklarıyla aydınlatılmış bir süper market kurulmuştu. Bu süper markette çalışan kasiyerlere tektip turuncu kıyafetler giydirilmişti ve kasanın önünde sıraya geçmiş müşterileri kuru bir “Hoşgeldiniz,” veya “İyi günler,” laflarıyla karşılıyorlardı. Oysa Mecit’in çocukluğunda Arif Amca müşterilerle soh... Devamı

AŞK DİYE..

2012-12-02 22:21:00
AŞK DİYE.. |  görsel 1

  Dahi olmaya gerek yoktur aşk için.Aşık olmak aşka sahip olmak değildir aslında,emanettir aşk bedende.Bir bakıştır bazen,bir tebessümdür,bir kalp çarpıntısıdır.Aşk bedeni ele geçirmez,sadece bir duraktır beden,aşkın güzergahında.Aslında bir terkediştir,bir yok oluştur.Bitmediğini iddia eden zihniyetlere inat biten ve bitmediğini hissettirecek kadar iz bırakan bir oldu bittidir.Otonom bir yatırımdır,içseldir.Haritadaki yeri çok farklıdır aşkın.Doğu da katıdır,güney de sıcak,ege de eğlenceli.Aşk subjektiftir.Aşk hakim olunca bedene kıyametler kopar,yıpratır,yıkıcı bir güçtür.Önüne somut veya soyut hiçbir engel konulamaz sanır insan ama engeller vardır.Görünmezde değildir üstelik.Aşk vücudu hastalık gibi terkeder,ama grip gibi değildir.Burundan atılamaz izleri,kalp çok tutucudur,muhafazakardır.Bir ihanet arar durur sürekli,unutmak nefret etme isteğine dönüşür.Nefret ederken tekrar düşer kalp aşk tuzağına,bilmez bilemez halini.Aşk bir organ naklidir,narkoz yok,serum yok,ilaç yok,doktor,hemşire yok.Canlı canlı yapılan bir operasyondur.Aşk bazen hayat kurtarır,ama maalesef kaybettiklerimiz de vardır. H.B Devamı

CAM KENARI YALNIZLIĞI

2012-11-28 00:36:00
CAM KENARI YALNIZLIĞI |  görsel 1

  Ne kadar yazssam boş,kendimi dizginleyemiyorum.İyisi mi gidip birini öldüreyim dedim.Önüme gelen ilk adamı veya kadını.Ne bileyim ben,birini öldüreyim işte.Boğazını keserim belki,belki boynunu kırıp hızımı alamayıp birde testereyle lime lime ederim.Yine de dinmez kinim,öfkem,nefretim.Yaşadığım onca yıl gözlerimin önünden birkaç dakikada geçti sanki.Birini öldürme fikri tekrar esir aldı beni.Yola çıktım nihayet.Elimde bir makas.Issız ve karanlık sokaklarda yürürken gerilim müzikleri eşlik etmiyor arkamdan.Ama ben sanki rüzgarlı bir havada üzerimde ki deri pardesüyü sağa sola savurur gibi havalıyım sokak lambalarının asfalta yansıttığı ben’de ki halkime bakılırsa.Polislerden korkmuyor içimde ki delikanlı,ama yüzümde ki ergen çocuk… Omzuma dokunuyor kadının biri,öfkeyle dönüyorum arkama sonra bir makas alıyor.Hoşuma da gidiyor hani.Ablana gel diyor kıvırtarak hem kalçasını hem kelimelerini. Gidiyorum… İçinde bulunduğum zaman için gidecek tek yer ‘’abla’’mın yanı.Kırmızı bir eve giriyoruz.Ardımızda bıyıklarını okşayan adamların meraklı bakışlarını ve porno film senaryosu yazan beyinciklerini bırakarak. -Soyun sen anam geliyorum ben diyor kart bir ses. Ben ablamı istiyorum diyemiyorum,dedirtmiyorlar.Çıt çıkmıyor evde,sadece sevişen kadınların inlemeleri yankılanıyor duvarlarda.Onların da devlet meselelerine değindiklerine şahit oluyorum evin salon kısmında toplanmış müşteri beklerken.Enflasyon oranlarından veya cari açıktan bahsetmeseler de kendi çapında devlet ve birey arasında ki kopuk ilişkiden şikayet ediyorlardı.Büyük holden geçip mor duvarlı,pembe çarşaflı,kırmızı renkli loş odaya girmem gerektiğini söyleyen ablalar oldu.Odaya girip şöyle bir göz attıktan... Devamı