Elma Azap'ta (Son)

2013-08-14 23:04:00

 

Elma azap çekiyordu.

 

Yaşamın ucuna doğru yaklaşan her elma gibi varlığı irileşmiş, kızarmış, göz alıcı bir hale bürünmüştü ve bazen kendisine dönüp baktığında, ne kadar tamı tamına bir elma olduğunu düşünmüştü. Fakat son günlerde, sinsice nükseden bir hastalık gibi her şey ona azap verir olmuştu.

 

Ne yapacağını bilmeden düşünceler içerisinde bekliyordu. Bunun yanında elmanın bir arkadaşı dahi yoktu ki içini açtığında rahatlayabileceği kıymetli bir ana sahip olabilsin. Bu yüzden, çaresizce beklemekten başka elinden bir şey gelmiyordu. Günler sanki son zamanlarda bitmemecesine uzar olmuştu elma bekledikçe.

Karanlık çökünce aklından kendi varlığı hakkında daha önce hiç sormadığı sorular geçmeye başlamıştı. Elma ilk defa kendi varlığı üzerine düşünüyordu. Doğrusu, tecrübesiz olduğu bu konu hakkında büyük bir gizem ve bilinmezlik hissetmişti. Peki, elmanın varlığında saklanan gizem neydi? Bilinmeyen şey de neydi?

Hiçbir fikri yoktu. Yıllar boyunca elmayı kendi varlığı üzerine düşünmesinden alıkoyan kendi bütünlüğü artık gözünde yitmeye başlamıştı. Bu tip şeyleri bütünlüğüne güvenip hiç düşünememişti. Artık bozulduğuna inandığı bütünlüğünün onu bu denli kaygılandıracağını kim bilebilirdi ki?

Karanlık akşamları bir yorgan gibi üstüne çekip korkularıyla baş başa kalıyordu. Eğer bütünlüğünde, yani derisinde biten varlığında bir parça eksilme olursa neler olabileceğini kestirmeye çalışıyordu. Herhalde varlığı kaybolduğunda onu boşluk tamamlayacaktı. Kaybolan şey ne kadar büyükse, onu tamamlamak için oluşacak boşluk da o kadar büyük olacaktı. Bu değiş tokuşu yapmak kaderinde mi vardı elmanın yoksa yoktan yere kuruntu mu ediyordu? Yahut kaybolan her varlığı tamamlayan boşluk aynı mıydı? Bu soruların cevabını bir yandan huşuyla merak ediyor, diğer yandan öğrenmek zorunda kalacağı gerçeklerden kaçmaya çalışıyordu.

Boşluk, diye geçirdi içinden, boşluk...

Yeryüzünde kapladığı ufacık alan onun her şeyiydi. Yeryüzünde kapladığı alan onun biricik varlığıydı. Korkuyordu. Bu yer, tekmil gövdesinin tam ortasından ikiye ayrıldığında oluşacak boşluğu içinde bir yerlerde hissediyordu.

Rengi solmuştu elmanın. Hiçbir canlı, hastalık ihtimaline karşı yaklaşmıyordu ona. Yaşam canlı renkler etrafında dönüp duruyor, diye geçirdi elma içinden ve ilk defa o an kopup toprağa düşebileceği ihtimali geldi aklına.

Sabaha karşı düşünmekten bîtap düşmüştü. Olduğundan daha ağır hissediyordu varlığını.

Elinden gelse boşluğa bir mektup yazıp ondan merak ettiği her şeyin cevabını dileyecekti. Neden olmasın, diye düşündü, ardından boşluğa karşı, onun duyduğunu farzederek konuşmaya başladı.

 

Her şeyi aralayan o şey, sen misin?

 

Dikkatle kulak kesilmesine rağmen hiçbir yanıt duymuyordu.

 

Her şeyi tamamlayan o şey, sen misin?

 

Hala hiçbir şey işitemiyordu. Muhakkak bir yerlerden belirgin bir işaretin çıkageleceğine inanan bütünlüğü gittikçe bir torba gibi büzüşüp derisinde biten varlığını sıkıştırıyordu.

Elma hiç olmadığı kadar azap çekiyordu.

                                   Anladı ki...

İşitemediği şey tam o an karşısında duran boşluğun yalın gerçeğiydi. Tüm sesleri, tüm kaybolmuş varlıkları, çürüyen bedenleri, tüm sayfaları kendisiyle tamamlayan koca ve hiç boşluk.

Gözlerinin önünü kaplayan beyaz bir tente gibi ışıldak.

Elma bir defa daha ona baktı.

İçine gerçek doldu, boşluk çıktı; boşluk doldu, hayat çıktı. 

Elma'yı ısırmak köklü değişikliktir.

 

cTe

103
0
0
Yorum Yaz