Kısa 10 Yahut Bir Sahnenin Kapanışı

2013-01-31 12:49:00
Kısa 10 Yahut Bir Sahnenin Kapanışı |  görsel 1

 

 

 

“Sen bana M” diyebilirsin dedi Mecit Bey. Dudaklarını bükerek bu harfin nasıl söyleneceğini uzun ama kısık bir sesle tekrarlayarak gösteriyordu, “mee...mee.”, Sonra sırtını ağaca yasladı, “Anladın değil mi?”, “Fakat sen nasıl istersen öyle de hitap edebilirsin.” Birden bunun çok geniş anlamlara geldiğini düşünüp,” Yani ismim Mecit ama sen Mecitcim, Mecitim diye, hatta biraz uzaktaysam ‘şşt’ diye seslenebilirsin. Hayır, şşt diye çağırma. Şimdilik sen keyfine göre davran, yakında büyük bir işe kalkışacağız. Seni diğerleri gibi hiçbir şeye zorlamıyorum. Anlıyorsun değil mi beni fil?”

Fil bir cevap vermedi. Gövdesini yatırdığı topraktan Mecit’e bakıyor ve onun elini yalıyordu. Mecit Bey hemen kenarında bir ağaca sırtını vermiş, bacaklarıyla bağdaş kurmuş, gökyüzünü seyrediyordu.

“Ben doğduğumda gene aynı gökyüzü vardı tepede. Hep aynı kalan semanın altında hiçbir şey aynı kalmadı görüyorsun. Sen doğduğunda da muhtemelen durumlar böyleydi. Sahi sen kaç yaşındasın fil?”

Fil hortumunu hafifçe kıpırdattı.

“Anladım, anladım,” dedi Mecit Bey, “Nüfustaki adamlar senin de yaşını yanlış kaydetti değil mi?” Sonra doğruldu, filin yüzüne baktı. “Ben bazen çok güçsüz hissediyorum kendimi,” dedi, “Senin gibi hayvanlara gıptayla bakıyorum. Tabi yolda yürürken senin gibi bir hayvanla karşılaşıp gıptayla bakmam mümkün değil. Senin gibi hayvanları hep televizyona tıktılar sevgili fil. Sizleri anca ekranlardan görebiliyoruz. Bizler ayrı alemlerin canlılarıymışız gibi davranıyorlar. Hayvanlar alemi diye bir alem var, sanki biz başka bir alemde yaşıyoruz. Ama sevgili fil, seni bulduğum çok iyi oldu. Ne oldu sana? Kim yaraladı seni? Kim üzdü? Bu koca cüsseni mi çekemediler yoksa? Bir belgeselde seyretmiştim, senin gibi filleri hiçbir hayvan çekemezmiş. İnsanlar da dahil mi bu hayvanların arasına?”

Ayağa kalktı Mecit Bey. “Sen bana nasıl seslenirsen seslen, ben dönüp bakarım sana. Seni yalnız koymam arkamda sevgili fil. Çünkü ben bu çağın kahramanıyım. Tek süper gücüm bazı şeyleri önceden kestirebilmek olsa bile.”

Fil de ayaklandı Mecit Beyle beraber. Hayvanın suratında acıyla karışık bir tebessüm seziliyordu. “Benimle burada, şu semanın altında olmaktan mutlusun değil mi?” diye sordu file. Hayvan iyice yaklaştı Mecit Bey’e. Mecit Bey’i bir dehşet aldı çünkü hayvanın yüzünü tüm ayrıntısıyla görebilmişti orada. Sol tarafı yanmış yüzünün yanık derisinden ince ince kanlar sızıyor ve gözlerinden korkutucu bir parıltı ışıldıyordu. Sanki Mecit Bey’e, “Bu benim son ölüşüm,” diyordu.

Mecit Bey gözlerinden akan yaşları sildi. “Senin canını yakan tüm o insanların canı cehenneme,” dedi, “Senin gibi hayvanları benden ayırdılar. Bizim hayvansız dünyamız bizi daha çok vahşi yaptı bak görüyor musun sevgili fil? Etrafımızda sadece kediler ve köpekler var ama sen de o tür hayvanları bilmezsin. Yoksa hiç gördün mü afrikada bir antilopun peşinde koşan van kedisini? Görmedin değil mi? İşte sevgili fil, bizler antilop peşinde koşan hayvanları sevmeyiz. Antilop peşinde koşamayan hayvanları alır evlerimize sokar, onlarla mutlu oluruz çünkü biz de antilop peşinde koşamayan havyanlardanız. Bakma sen sevgili fil bizim ders kitaplarımızda sizleri işleyen konuların üstünde ‘Hayvanlar Alemi’ başlığı olmasına. İkimiz hala aynı alemde yaşıyoruz.”

Durup etrafına baktı, “Kahretsin,” deyip yumruğunu sıktı, “Canın çok yanıyor olmalı. Ama sabret, lütfen sabret, yakında çok zengin olacağız canım fil. Seninle bir banka soyacağız ve hemen yurtdışına gideceğiz. Meksikaya ne dersin? Senin gibi bir fille orada epey hava yaparım. Oralarda çeteler varmış diyorlar ama senin bunu ciddiye alacağını sanmıyorum çünkü sen afrikadan geliyorsun. Ya da boşver Meksika’yı. Evet, evet, Meksika’yı boşver. Afrika’ya gideriz seninle! Ama...” dedi Mecit Bey üzgün bir sesle, “Bizi uçağa almazlar. Beni Afrika’ya kadar sırtında taşıyabilir misin? Yorulunca ben de senin hortumunu taşırım sırtımda. Bir de yüzme biliyorsun değil mi? Çünkü aşmamız gereken okyanuslar olacak. Sırtına atlasam geçemez miyiz sence? Lütfen bir şeyler söyle. Tek başıma karar veremiyorum.”

Hayvan bir adım daha attı ve Mecit Bey’in yüzünü yaladı.

“Ah seni tatlı hayvan!” dedi ve filin boynuna sarıldı.

“Buralarda kalamayız artık. Buralarda bir yerlerde ne doğulur ne ölünür. Büyüdüğüm mahallemi görmeni isterdim sevgili fil. Eskiden biz oralarda çok mutluyduk. Teyzeler saçlarımızı okşardı. Bizler durup hülyalara dalardık. Ahşap kadife evler vardı sıralı sıralı. Çimler vardı, parklar vardı. Artık... Artık yerlerine oteller veya büyük binalar dikilmiş. Çimler ezilmiş. Bakkalın yerine de süper market açılmış. İyi ki görmedin sen bunu fil, iyi ki. Seni de üzerdi. Ama biz seninle birlikte ezilen tüm çimlerin öcünü alacağız, önce şu bankanın canını okuyalım sonra yolda nereye gideceğimizi konuşuruz tamam mı?”

Hayvan bir şey söylemedi, sadece kafasını oynattı. “Hadi gel benimle,” dedi Mecit Bey ve yürümeye koyuldu, fil de peşinden gelmeye başladı. “Hayır, en iyisi beni sırtına al da koşalım, böylece kimse bizi durduramadan varmış oluruz bankaya. Sana bir şey itiraf edeyim mi? Bankada çok zorlanacağımızı düşünmüyorum çünkü güvenlik görevlisine, ‘Bir ara gelirim, bankayı soyarız,’ demiştim. Sanırım o da neler olduğunun farkında biri. Ama herkes neler olduğunun farkında değil sevgili fil. Herkes aynı çukura düşmüş, ayrı şeyler düşünüyor. Anlıyorsun değil mi? Bizlerin bir antilop peşinde koşabileceğimiz kadar büyük çayırları kalmadı. Daha iyi anlayabilmen için benzetmeler yapıyorum, sen akıllı bir file benziyorsun. Hadi al beni sırtına.”

Fil eğildi, Mecit Bey kolaylıkla hayvanın sırtına çıkıp oturdu ve hemen ardından hayvan koşmaya başladı. Yalın ayağını asfalta vururken çıkan ses etrafı titretiyordu adeta. “Ne istersen yapabileceğiz,” diye konuşmaya devam ediyordu Mecit Bey, “Yüzünü bir doktora gösteririz. Artık teknoloji ve tıp ilerlemiş diyorlar, tabi ben hep bu teknolojinin ve tıpın hangi kapalı kapılar ardında ilerlediğini merak edip durdum. Neydi sahiden teknoloji, deyip düşündüm durdum. Kendimi uzunca bir süre eve kapattım sevgili fil. Ama kimse benim farkıma varmadı. İnanır mısın maaşımı hala yatırmaya devam ediyorlar. Kimse işe gitmediğimi bile anlamamış. Sanmıştım ki birileri beni arar, neredesin sen, işler çok birikti, derhal bize yardım etmen lazım diye tatlı bir sitemde bulunurlar ama kimse farkıma bile varmadı. Olsun sevgili fil, bizi sokaklar buluşturdu. Haydi biraz daha hızlan!”

Fil iyice koşmaya başladı. Mecit Bey hayvanın sırtında sıçrayıp duruyor, suratını rüzgar okşuyor, hayvanın bir yerlerine tutunmaya çalışıyordu. Ara sıra hayvanı yönlendiriyordu. “Hayır, buradan sapacaksın,” diye bağırıyordu.

En sonunda karşılarında banka göründü. Fil durdu.

“Görüyor musun? İşte oraya gireceğiz ve ne var ne yok soyacağız. Ama fakir fukaranın parasına dokunmayacağız. Sadece kasadaki parayı alacağız. İşler yolunda ilerlemezse şu güçlü hortumunu kullanman gerekebilir.”

Fil başını salladı. Mecit Bey hayvanın başını okşadı. Sonra topuğuyla hafifçe vurdu, “Koş fil! Koşabildiğin kadar hızlı ve gürültülü!”

Fil süratle koşmaya başladı. Mecit Bey’in neler düşündüğünü hissediyor gibiydi. Ve bankanın büyük cam bölmesine vardığında, hayatında hiç varmadığı bir sürata sahipti koca hayvan. Kafasının tepesiyle cama tosladı, camlar gürültüyle kırıldı, içeri girdi ve fillere mahsus bir sesle tüm kulakların duyabileceği kadar şiddetli bir kükreme bıraktı bankaya

Mecit Bey tüm o şaşkınlığın içinde hayvanın sırtından indi, şöyle bir silkelenip üstündeki camları döktü yere, kafasını kaldırıp etrafına baktı, güvenlik görevlisiyle karşılaştı, tebessümle kafasını salladı ve hemen ilerideki, beti benzi atmış veznadara varıp, “İyi günler, maaşımı çekmek istiyorum,” dedi. Sonra banka kartını çıkartıp uzattı kadıncağıza. Kadının yerinden çıkacak gibi büyümüş gözlerine dimdik bakıp, “Yalnız biraz acelem var,” dedi. Kadın titremesine engel olmadığı eliyle kartı aldı, önündeki bilgisayara baktı, iki üç saniye kadar sonra Mecit Bey’in iki aylık maaşını çıkartıp sürdü. “Şuraya imza lütfen,” dedi. Mecit Bey önüne konan dekonta imza attı, parayı alıp cebine koydu. Arkasına dönüp file baktı, fil kızgın görünüyordu ama bu defa yapmacıktandı, Mecit Bey içinden, “İyi rol kesiyor,” dedi ve gülümsedi. Kadına döndü tekrar, “Şimdi bankanızı soyuyorum. Görmüş olduğunuz fil çok kızgın ve bu onun en iyi hali. Derhal tüm parayı buraya getirin.”

Bankanın kırılan camıyla beraber alarm çoktan çalmaya başlamıştı. Mecit Bey, “Çabuk, çabuk,” diye bağırıyordu. Fil de hortumunu ara sıra savurup bankanın kolonlarına vuruyor, binayı titretiyordu. Tüm çalışanlar telaşla kasaya koşmaya başlamıştı. Mecit Bey güvenlik görevlisine yaklaştı, adam kötü bir şey yapacağını sanıp bir iki adım geri attı ama Mecit Bey daha fazla yaklaşmadan, “Geldim,” dedi. “Ben geleceğini hiç düşünmemiştim,” dedi adam da. “Artık ne düşünmediğinizi veya düşündüğünüzü umursamıyorum. Biz afrikaya gidiyoruz,” diye yanıt verdi.

Beş dakika içinde koca iki siyah poşet hazırlanmış bir şekilde getirildi. Mecit Bey poşetlerin içine baktı, bir tanesine elini attı, içinden avuç avuç desteyle para çıkartıp güvenlik görevlisine uzattı, “Geleceğim demiştim,” dedi. Adamın gözleri sulandı. Elleri titriyordu. Göğsü, delice atan kalbiyle bir şişiyor bir sönüyordu. Ağzından sadece, “Teşekkür ederim, çok,” çıktı.

“Hadi fil!” dedi ve arkasını döndü. “Geldik, soyduk ve gidiyoruz. Nereye? Afrikaya!”

Mecit Bey o an hayatı boyunca hiç görünmediği kadar büyük bir kahraman gibi görünüyordu. Uzaklardan siren sesleri işitilmeye başlanmıştı. Bankaya yığınla devlet akmak üzereydi. Mecit Bey hayvanın sırtına çıktı tekrar, poşetleri hayvanın iki yanından sarkacak şekilde kendi beline bağladı. “Kalın sağlıcakla,” dedi, topuğuyla hayvana dokundu tekrar, fil girdiği gibi çıktı ve geride bıraktıkları tüm şaşkın insanların bakışları arasında uzaklaşmaya başladılar ama hemen yan sokaklardan yığınla polis araçları çıkmaya başlamıştı. Tekerleklerden gelen fren sesleri şehri inletiyor, filin yalın ayaklarından çıkan gümbürtüyle karışıyordu. Artık kimse bir şey göremez olmuştu.

Sadece ilerideki sokaklardan bazı tabanca sesleri işitiliyordu.

Bazense Mecit Bey’in delice kahkahalar atıp, “Koş fil, Afrikaya!” diye bağırdığı işitiliyordu.

Birkaç defa daha ardı ardına tabancalar patladı, sirenler öttü.

Bir müddet sonra hiçbir şey duyulmaz olmuştu. Adeta edebi bir sessizlik çökmüştü sokaklara.

Geride bazı şeyler kalmış, ilerilere taşınmış ve o an ölmüştü.

Tam olarak hayatın kendisi gibi.

 

SON

147
0
0
Yorum Yaz