pekmezdekisinek 16 Takipçi | 28 Takip pekmezdekisinek@hotmail.com facebook/Pekmezdekisinek
Kategorilerim

FEYLESOF

GÜNCEL

KULAK MEMEM

Sİ-NEMALANMAK

PES-TİZ

İKİ SAYFANIN ÖPÜŞTÜĞÜ YER

Diğer İçeriklerim (36)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (16)

EZAN İLE SALA ARASI

2013-08-20 14:34:00

                         Ben eve dönerim ay kararır,güneş döner yüzünü sabaha. Ben eve dönerim kabuslar iner tiyatro perdesi misali göz kapaklarımın ardına. Ben eve dönerim hiçbirşey değişmez,değiştirmez yaradan.Dam akar,kova koyarım.Dam akar,tahta zemin gıcırdar,sinirim bozulur.Sokakta köpek havlar,sokak lambaları yanıp söner devlet tasarruf ettiği için değil tabi.Polis hırsızı kovalar,izi kaybolur hırsızın.Parmak izi yoktur anıların,kriminal çözemez,çılgın bir polisiye romanını andırmaz yaşananlar.Ben eve dönerim,can yücel karşılar karşı koridorda sararmış bıyıklarıyla.Necip fazıl dertli dertli çeker sigarasını ciğerlerine salonun cama bakan duvarında.Dokuz ay geçer ana rahminden çıkar bir bebek adı yoktur daha.Soyadının ardına bebek koyarlar,babasına haber verirler cinsiyetini.Ardından bir sela duyulur şehrin semalarında,cenaze işlerinden görevliler gelir,adam yıkanır toprak atılır üstüne.Ben yorganımı çekerim üstüme gözlerim kapanır.Yıllar önce soyadımın ardına bebek koydular,yarın sabah ruhuma fatiha.. H.B. Devamı

Kısa 8 Yahut Ezilen Çimlerin Öcüne Giriş

2012-12-12 22:57:00
Kısa 8 Yahut Ezilen Çimlerin Öcüne Giriş |  görsel 1

    Mecit Bey o gece rüyasında çocukluğunu geçirdiği Divan Mahallesi’ne doğru yürümeye koyulmuştu. Bu cadde enlemesine oldukça dardı ve sıra sıra kadife evlerle çevrilmişti. Bu evlerin ahşap kapıları oldu olası hırsız eli görmemiş, adeta yıllar boyu saadet pınarları akmıştı evlerin  aralarından. Komşu teyzeler o çocukluk akşamlarının en unutulmaz süslerindendi. Yıldızlı gecelerin cırcır böcekleri gibi köşedeki küçük parka otururlar, sohbetler ederler, hemen arkalarındaki belediye direklerine astıkları çamaşırların temiz esintisiyle yanlarına kurdukları demlikten çay içerlerdi. Çamaşırı kuruyan, yerinden kalkıp aralarından ayrılır, beş on dakika sonra ise çamaşırlarını evine bırakıp geri dönerdi.  Mahallenin çocukları koşmaktan, top oynamaktan yoruldukça bu teyzelerin dizlerinin dibine çöker; teyzeler de o çocukların saçlarını okşardı. Kimin çocuğu olduğu ve babasının ne iş yaptığı gözetilmeksizin tüm mahalleli çocukların saçları aynı şefkatle okşanırdı. Okşanan mahallenin ruhuydu sanki. Oysa Mecit Bey rüyasında gördüğü Divan Mahallesi’ni tanımakta güçlük çekmişti. Tüm o kadife, vernik kokan ahşap evler yıkılmış, yerlerine betonarme evler dikilmiş, sokak lambaları bukleli, Çin malı direklerle değiştirilmiş, mahallenin en tatlı amcası olan Arif Amca’nın köşedeki bakkalı yerine led ışıklarıyla aydınlatılmış bir süper market kurulmuştu. Bu süper markette çalışan kasiyerlere tektip turuncu kıyafetler giydirilmişti ve kasanın önünde sıraya geçmiş müşterileri kuru bir “Hoşgeldiniz,” veya “İyi günler,” laflarıyla karşılıyorlardı. Oysa Mecit’in çocukluğunda Arif Amca müşterilerle soh... Devamı

AŞK DİYE..

2012-12-02 22:21:00
AŞK DİYE.. |  görsel 1

  Dahi olmaya gerek yoktur aşk için.Aşık olmak aşka sahip olmak değildir aslında,emanettir aşk bedende.Bir bakıştır bazen,bir tebessümdür,bir kalp çarpıntısıdır.Aşk bedeni ele geçirmez,sadece bir duraktır beden,aşkın güzergahında.Aslında bir terkediştir,bir yok oluştur.Bitmediğini iddia eden zihniyetlere inat biten ve bitmediğini hissettirecek kadar iz bırakan bir oldu bittidir.Otonom bir yatırımdır,içseldir.Haritadaki yeri çok farklıdır aşkın.Doğu da katıdır,güney de sıcak,ege de eğlenceli.Aşk subjektiftir.Aşk hakim olunca bedene kıyametler kopar,yıpratır,yıkıcı bir güçtür.Önüne somut veya soyut hiçbir engel konulamaz sanır insan ama engeller vardır.Görünmezde değildir üstelik.Aşk vücudu hastalık gibi terkeder,ama grip gibi değildir.Burundan atılamaz izleri,kalp çok tutucudur,muhafazakardır.Bir ihanet arar durur sürekli,unutmak nefret etme isteğine dönüşür.Nefret ederken tekrar düşer kalp aşk tuzağına,bilmez bilemez halini.Aşk bir organ naklidir,narkoz yok,serum yok,ilaç yok,doktor,hemşire yok.Canlı canlı yapılan bir operasyondur.Aşk bazen hayat kurtarır,ama maalesef kaybettiklerimiz de vardır. H.B Devamı

Kısa 3 Yahut Farkında Olunmayan

2012-11-12 12:07:00
Kısa 3 Yahut Farkında Olunmayan |  görsel 1

    Bir kumpas kadar hassas duyguları vardı. Ve şimdi konser alanında, binlerce insanın arasında en çok sevdiği şarkıyı dinlerken gözlerinden yaşlar yuvarlanıverdi. Yanındaki yabancı kadın ona doğru yaklaştı, kafasını ağırca çevirip niçin ağlıyorsun diye sordu. Bir şey söylemeden ayrıldı. Evine döndü. Tüm geceyi düşünceler içinde geçirmeyi denedi, köpekler ulurken uyuyakaldı. Ertesi sabah, pazartesi, geçen hafta indirimden aldığı eşofmanını giyip dışarı çıktı ve şehrin dışındaki göle gitmek üzere otobüse bindi. İlk defa işe gitmemişti. Belki merak edip ararlar diye telefonuna baktı; kimse aramamıştı. Küçükken akşamları babası salona girer, bir saat televizyon izledikten sonra uyumak için odadan çıkarken salonun ışığını söndürürdü. Onun odada olduğunu farketmezdi. Sonra peşinden gidip ışığı açardı... Birkaç saatlik yolculuktan sonra otobüsten indi. Yürümeye koyuldu. Hava ışıl ışıldı. Ormanın içine girdi, yarım saat sonra gölün kenarına vardı. Uzun uzun baktı. Işığın yüzeyde bıraktığı beyaz parlaklık gözlerini alıyordu. Ve dayanamayıp ağlamaya başladı. Parmak uçlarıyla gözlerini silerken bir ses işitip ürktü. Yaşlı bir balıkçıydı beride duran. Niçin ağlıyorsun diye sordu. İlk defa olmak istediğim yerdeyim, diye cevap verdi. Derken telefonu çaldı. Evet, merak edip aradılar diye düşünüp heyecanlandı. Telefonunu açtığında bir adet okunmamış mesajının olduğunu gördü. “Size özel ay sonu kampanyamız var. Bilmemne mağazalarından yapacağınız iki yüz elli liralık alışverişin yüzde onu bizd...” Yarın giderim diye içinden geçirdi. Yarın işe giderim... Gözlerini iyice silip aynı otobüsle geri döndü... Devamı

Ardıllık

2012-10-13 13:43:00
Ardıllık |  görsel 1

  Yere yığıldıktan sonra mı ölür bir adam yoksa öldükten sonra mı yere yığılır? Bu ikisinin arasındaki ardıllık nasıl belirir? Aslında her ölüm bir kalp durmasından ibaret değil midir? Bir şiir gibi:   Pallor mortis ve iyisinden algor mortis Üstüne yarım kilo rigor mortis ve bir tutam livor mortis Ben seni hep seveceğim Churcill Bay Otis   Bazen her şeyin birer ses sorunu olabileceğini düşünüyorum. Boş durmayan zihinlerimizin ağızlarımıza tahakkümü olan kelimeler adeta birer piç gibi dımdızlak kalıyor ortalıkta. Sonra bir densiz çıkagelip o kelimelere ayrı bir gerçeklik iliştirmeye çalışıyor. Bazen o densiz, bir kurumun kendisi bile olabiliyor. Mesela "birbirlerinden ayrıldılar" gibi basit bir cümleyi düşününce, birbiri kelimesinin sözlükteki anlamı, "karşılıklı olarak" tır. Bir şey nasıl karşılıklı olarak ayrılabilir? "Bir yaprak ağaçtan düştü." Peki ağaçın lifli bağları zayıfladığı için mi o yaprak o ağaçtan düştü yoksa yaprak son zamanlarda kilo aldı da ağaç taşıyamaz mı oldu? Karşılıklı olarak diye bir şey yoktur. Her şey bir önceliğe, bir sonralığa sahiptir ve bu öncelik, sonralık isteseniz de istemeseniz de ardıllık koyar ortaya. Ardıldır her şey ve bir insan öldükten sonra mı yere yığılır yoksa yere yığıldıktan sonra mı ölür? Nedir bu anları sınırlayan somut çizgiler? Mesele yoksa sadece ölmek eylemi midir? Sanmıyorum. Birçok birleşik sözlük, tamlama, cümle, kelime tarafından sarıldığımızı düşünüyorum.  Ortalık fena halde mantık hataları kaynıyor. Ve bu hatanın birinci sorumlusunun Dil Kurumu olduğunu düşünüyorum. Belki tek suçlu Türkçe'dir, olamaz mı? Biz ki Topkapı... Devamı

SÜREKLİLİK VE SABİTLİK

2012-10-13 01:21:00
SÜREKLİLİK VE SABİTLİK |  görsel 1

On beş yıl önce Durak durağından (evet, adı Durak’tı) kalkacak bir trene bilet aldım. Ne elimde bir bavul ne cebimde bir miktar para vardı. Bunun sebebini sefalet içinde yaşamam sanmayın. Zira bindiğim trende ne bavula ne (bir miktar) paraya ihtiyaç duyacaktım. Trenimiz ilk kuvveti (burası muğlak) aldıktan sonra nazlanarak eylemsizliğini kırdı ve belli bir süre sonra saatte 80 kilometre hıza ulaştı ve o andan itibaren bu hızını korumaktadır. On beş yıldır bu trende seyahat etmekteyim. Hiçbir meyil açısı bulunmayan bir yolda sabit bir hızla ilerlemekteyiz. On beş yıldır. Ne başarılı bir istikrar, değil mi? Hızımızda hiçbir artım olmadığı için bu artımın zamana oranı olarak tanımlanmış ivme bizim trende yok. Gören olmamış. Elimde, yan vagonda yaşayan yaşlı çiftin buzdolabından ödünç aldığım buz kütlesi duruyor. Sabit hızla giden trenimizden dışarıdaki manzarayı seyrediyorum ve bir yandan hangi akıllının bir başkasına buz ödünç verebileceğini düşünüyorum. Buz dediğin eririr; ödünç verilmesi mümkün değildir. On beş yılda epey değişti bu yaşlı çift, sanırım akıl melekeleri biraz zayıfladı. Her neyse. Avucumun içinde buzun soğukluğunu duyumsuyorum ve bekliyorum...  Yavaş yavaş tenimde gerçekleşen soğuma kılcal damarlarımda hissediliyor. Bir müddet sonra buzun çevresi sulanmaya başlıyor. Evet! İşte erime anının başlangıcı. Görünürde olmayan su damlacıkları şimdi tüm kütleyi sarıyor. Bir sıçrama meydana geliyor. Oysa Leibniz’in süreklilik yasası doğada sıçrama ve kopma olmayacağını ilerisürmüş ve savunmuştur. Doğada kopma olmayacağı aşikardır, yani hangi doğa şöyle on dakikalık bir sigara molası verebilir ki? Ben öyle bir doğa görmedim. Doğa kopmazdır ve vahşidir. İç içe geçmiş renk tonl... Devamı