pekmezdekisinek 16 Takipçi | 28 Takip pekmezdekisinek@hotmail.com facebook/Pekmezdekisinek
Kategorilerim

FEYLESOF

GÜNCEL

KULAK MEMEM

Sİ-NEMALANMAK

PES-TİZ

İKİ SAYFANIN ÖPÜŞTÜĞÜ YER

Diğer İçeriklerim (36)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (16)

Kısa 7 Yahut Leğenin Olmadığı Bir Dünya

2012-11-27 22:56:00

İlknur Hanım hayatının son beş yılını birlikte geçirdiği fili TBMM binasının önüne bırakıp evine döndüğünde evi artık değişmiş, filin koca cüssesinin yokluğu ile genişlemiş buldu. Bir koltukta dinlenip düşündü. Durumuna uyum sağlaması için düşünmesi gerekiyordu. Ve hemen peşinden mutfağa girip yemek yapmaya koyuldu ki o an bu işin, yemek yapmanın bile bir anlamı kalmadığını farketti. Çünkü artık fil yoktu. Fil için mutfakta saatler geçirmesi gerekirken şimdi yalnızca kendi çaresiz yaşlı bedenini doyurmak oldukça kolay bir iş gibi gelmişti. İlknur Hanımdan katbekat kilolu olan fil, mutfağın üstüne adeta yazla beraber gelen diyet havası estirmişti zira İlknur Hanım bu durumun canını sıkmasına izin verdi ve birkaç adet sebze ile karnını doyurmakla yetindi. Değişikliğe karşı koyan içgüdüleri her canlıda saklı değil miydi? Bir iki sabah sonra bu evde daha fazla kalamayacağını anlaması zor olmadı. İçi boşaltılmış bir evin içinde uyanıyormuş gibi hissetmek zor gelmişti. Ancak başka bir eve taşınmak ise gözünde büyüdükçe büyümüştü. Kolunu bile kaldıramayacak kadar halsiz hissetmesi, tüm bu can sıkıntısı ve üstüne büyüdükçe büyüyen yalnızlığı gösteriyordu ki İlknur Hanım fil acısı çekiyordu. Fili özlemişti. Bu yeryüzünde birlikte vakit geçirmiş hangi iki canlı birbirini özlemezdi ki? Hırçın bir kaplanla aynı teknede yolculuk yapan bir çocuk dahi o kaplanı ileride özlerdi. Fil için de aynısı geçerliydi, sadece biraz fark göstererek. O İlknur Hanım’ın aksine kendini yalnız hissetmiyor, meclis binasının bahçesinde çevresini kuşatan kalabalığın ilgisiyle bir an olsun terkedilmişliğini unutuyordu. Özellikle ... Devamı

Sebastien Schuller - Where We Had Never Gone

2012-11-27 12:05:00

Sebastien Schuller'den asude bir bölüm. Devamı

KIRMIZI BALON VE GERİDEKİLER

2012-11-20 22:16:00
KIRMIZI BALON VE GERİDEKİLER |  görsel 1

    Kimse sevmemişti o kırmızı balonu o çocuk kadar. Kırmızı rengiyle mahallenin en gözde balonu olmuştu o balon o zaman içinde. İçi hava dolu tombulluğuyla çıkageldi o çocuğun karşısına. Ve peşine takıldı çocuğun tüm diğer balonların aksine (tüm balonlar kaçardı) o zamandır bu zaman sever balon o çocuğu. Ta ki çiğ süt emmiş mahalleli çocukların bu duruma kıskançlık gösterip ellerindeki sapanlarla balonun peşine takılmasına kadar sürer aşkları, görünen aşkları. Balonu patlatmak, onu ele geçirmek, onun o kauçuk bedenini ele geçirmek için epeyce uğraşmaları da gerekir çünkü balon herkesle dalga geçercesine uçuşur havada. Tek o çocuğa itaat eder. İstese uçup gidebilir ama uçmaz. O çocuğu, sanki bu hayatta bir gün başına kötü bir şey gelecekmiş gibi terk etmez. Ya beraber ya hiç der gibi takılır çocuğun peşine. Ancak diğer çocuklar onları bir alanda sıkıştırırlar. Çocuğun üstüne atlarlar. Balon o çocuğu o çocukların elinde bırakıp gitmez. Delikanlı bir balondur o kırmızı balon. Çağının en sadık balonudur. Bu sadakatini de ince kauçuk derisiyle öder. Bir taş fırlar sapandan, yırtar karnını, yavaş çekimde yere düşer, gamsız bir velet tekmeyi basar ve patlatır. Bu ne üzücü bir sondur der insan içinden ta ki dünyadaki tüm balonlar tüm çocukların ellerinden kaçıp o çocuğa uçana değin. Uçarlar ve çocuğu tutup göğlere taşırlar. Ağlak gözlerini siler bizim çocuk ve balonların arasına karışıp gülücükler içinde göğlere karışır.     Şeytan göğe ulaşamaz. Kalıkalıverir yer kabuğunda diğer çocukların&n... Devamı

Kısa 6 Yahut Devam

2012-11-17 23:25:00
Kısa 6 Yahut Devam |  görsel 1

    Yerinden kalkmaya karar vereli beş dakika olmamıştı, radyoda bir şarkı çalmaya başladı. Madruga’dan What’s On Your Mind. Aldığı kararı henüz uygulayamadan çalan bu şarkı ve dahası, dışarıdan gelen yaşam sesleri - araba kornaları, topuklu ayakkabılarıyla yeri kütleten kadınlar, çocuk bağırtıları, kuş cıvıltıları, rüzgarın pencereyi yalayışı - ona üstün gelmişti. Ben harekete geçemeden yaşam üstün geliyor diye düşündü ve vazgeçti kararından. Öylece uzanmaya devam etti. Bu bitmez bir eylemsizlikti. Eylemsizliği bitince eylemsizlik olmaktan çıkacağını çok iyi bildiğinden, düşüncelerine pek de önem vermeden sürdürdü bir göz odasında kıpırtısızlığını. Buna alışık olduğu için dert edebilecek başka kimse yoktu etrafında. Ancak bugün, öyle ya da böyle alışveriş yapmak için dışarı çıkmalıydı. Şimdilik tüm mesele öyle ya da böyle olmaktan ibaretti onun için. Başka bir mesele daha var mıydı? Düşündü ama bulamadı. Ah, diye mırıldandı, unutmuşum, bir tane daha vardı... Mutfakta şeker bitmiş. Gözlerini yumup bir müddet düşündü, başka bir mesele var mı, var mı, var mı... Belki makarna alırdı. Boş mu yiyeceğim? Kuru kuru. Olmaz. Sossuz makarna çöle benzer. Uydurmalık birkaç şey daha almaya karar verdi. Sanki düşündükçe buluyordu, şimdi de tuvalet kağıdının bitmek üzere olduğunu hatırladı. En son banyoda gördüğünde, tek yaprağını kullanmıştı. Bitiyor diye tutumlu olmaya karar vermişti sifonu çekerken ama ardına bile bakmamıştı. Sonra musluğu en kısık vaziyette açıp parmak aralarını yıkamıştı. Lüzumu var mıydı bunun? Hayır, parmak aralarını boşuna yıkıyordu. Kendine sinirlendi, hemen avuç içini çevirip ıslatmışt... Devamı

Kısa 5 Yahut Devam

2012-11-14 22:08:00
Kısa 5 Yahut Devam |  görsel 1

    İnsanın acıya karşı gösterebileceği yegane tepkinin, acıyla başedebilmesine yahut altında ezilmesine rağmen yapabildiği tek şeyin ağlamak olduğunu farkettiğinde, kendini henüz olmamış bir meyva kadar çaresiz hissetti ve o meyva gibi hayatın gelecek gizine karşı huşuyla baktı. Baktı ve yorganını daha bir sıkı çekti üstüne. Baze geceler üşüyerek uyanıyordu çünkü...   Devamı

Kısa 4 Yahut Fil İçin Ev

2012-11-13 21:48:00
Kısa 4 Yahut Fil İçin Ev |  görsel 1

    Fil, İlknur Hanım’ın arkasından bakakaldı. İşte gidiyordu. Bunun olacağını sanki en başından beri biliyordu. Bir süre peşinden baktıktan sonra İlknur Hanım sokakların arasında kaybolunca kafasını çevirdi ve önünde duran güzel yapıyı gördü. Fazla yüksek olmayan bina enlemesine bir çok pencereye sahipti ki bu da içinde bir sürü oda olduğu anlamına geliyordu. Fil burada yaşayabileceğini, cüssesini keyfiyle serebileceği odaların içinde yaşayabileceğini düşündü ve işlemeli kapıya doğru yürümeye başladı. Birkaç adım atmıştı ki kenarda duran sarı güller dikkatini çekti; hortumunu uzatıp hepsini kökünden kopartıp midesine attı. Fil lezzetli sarı gülleri yediği sırada kapı açıldı ve dışarı doğru kalabalık bir adam güruhu yayıldı. Bu adamların etrafında duran siyah takım elbiseli korumalar onları daha da gülünç gösteriyordu. Fili görmeleriyle birlikte durdular ve korku dolu gözlerle birbirlerine baktılar. Adamların çoğu milletvekili veya bakandı. Bu seçkin mevkideki adamların bazıları gördükleri fil karşısında ağızlarındaki sigarayı düşürdü, bazı milletvekilleri ise “kışt!”,”kışt!” diye bağırmaya çalıştıysa da fil onları umursamadı. Adamlar kendi aralarında konuşmaya başladıklarında, fil beyaz laleleri çiğnemeye geçmişti. Daha önce böyle lezzetli taze çiçekler yememişti. Birden İlknur Hanım’ın yaptığı yemekleri hatırladı, hüzünlendi. Kafasını çevirip tekrar baktı, hayır, İlknur Hanım çoktan gitmişti. Kafasını tekrar milletvekillerinden, bakanlardan yana çevirdi; durmuş fili süzüyorlardı. Aralarından biri gülmeye başladı; “Yakında inşaatı bitecek olan havaalanının açılışında keseriz!” ... Devamı

ASLINDA BEN...

2012-11-13 18:14:00
ASLINDA BEN... |  görsel 1

Boğazında yutkunurken kalan bir tükürük damlası bazen o kadar çok şeyi hatırlatır ki.Bir cinayet yaşanır göz kapakları ile retina arasında.Seversin bazen,sırtın kan revan içinde kalır.Arkandan çevrilir tüm entrikalar.Yüzüne niye gülmez bu insanlar senin?Neyin eksik ki?Sen fazlasın aslında bu dünyaya,kaldıramıyor manevi ağırlığını.Çok önemlisin sen,annen için,baban için,kardeşin için,karın için.Boğazın ağrısa annen ayağına serer varını yoğunu,poposu koltuk yüzü görmez sana şifa bulmak için.Pazara çıkmaz,markete gitmez.Bunlar ekonomiye negatif yatırımdır mesela.Baban çalıştığı fabrikada sırtına yüklenen kutulara daha bir gönül koyar.Kardeşinin sınavı vardır,senden uzak durur şifayı kapmamak için. Karın’mı?o hayaldi,yok yani.. H.B Devamı

Kısa 3 Yahut Farkında Olunmayan

2012-11-12 12:07:00
Kısa 3 Yahut Farkında Olunmayan |  görsel 1

    Bir kumpas kadar hassas duyguları vardı. Ve şimdi konser alanında, binlerce insanın arasında en çok sevdiği şarkıyı dinlerken gözlerinden yaşlar yuvarlanıverdi. Yanındaki yabancı kadın ona doğru yaklaştı, kafasını ağırca çevirip niçin ağlıyorsun diye sordu. Bir şey söylemeden ayrıldı. Evine döndü. Tüm geceyi düşünceler içinde geçirmeyi denedi, köpekler ulurken uyuyakaldı. Ertesi sabah, pazartesi, geçen hafta indirimden aldığı eşofmanını giyip dışarı çıktı ve şehrin dışındaki göle gitmek üzere otobüse bindi. İlk defa işe gitmemişti. Belki merak edip ararlar diye telefonuna baktı; kimse aramamıştı. Küçükken akşamları babası salona girer, bir saat televizyon izledikten sonra uyumak için odadan çıkarken salonun ışığını söndürürdü. Onun odada olduğunu farketmezdi. Sonra peşinden gidip ışığı açardı... Birkaç saatlik yolculuktan sonra otobüsten indi. Yürümeye koyuldu. Hava ışıl ışıldı. Ormanın içine girdi, yarım saat sonra gölün kenarına vardı. Uzun uzun baktı. Işığın yüzeyde bıraktığı beyaz parlaklık gözlerini alıyordu. Ve dayanamayıp ağlamaya başladı. Parmak uçlarıyla gözlerini silerken bir ses işitip ürktü. Yaşlı bir balıkçıydı beride duran. Niçin ağlıyorsun diye sordu. İlk defa olmak istediğim yerdeyim, diye cevap verdi. Derken telefonu çaldı. Evet, merak edip aradılar diye düşünüp heyecanlandı. Telefonunu açtığında bir adet okunmamış mesajının olduğunu gördü. “Size özel ay sonu kampanyamız var. Bilmemne mağazalarından yapacağınız iki yüz elli liralık alışverişin yüzde onu bizd...” Yarın giderim diye içinden geçirdi. Yarın işe giderim... Gözlerini iyice silip aynı otobüsle geri döndü... Devamı

YOL DİYE..

2012-11-11 19:14:00
YOL DİYE.. |  görsel 1

Yol.. Karanlığın sorgusuz sualsiz üzerine çöküşüne aldırmadan uzayıp gidiyor.Radyo’da anlayamadığım İspanyolca slov bir şarkı.Bazen camdan dışarı çıkarıyorum başımı,uzun saçlarımı rüzgarın alıp götürmesine izin veriyorum,ellerimi yumruk yapıp gökyüzüne kaldırıyorum.Hava ağır kömür kokusuna teslim olmuş,nefes alırken ciğerlerimin ağrıdığını hissediyorum bir ara.Hissedebildiğime şükrediyor,üşüyen yüzümü ellerimin arasına alıp tekrar giriyorum aracın içine.Işıklı yollardan geçiyorum ,zaman geçmiyor.Nedenini bilmeden efkarlanıp bir sigara yakıyorum,ciğerlerim bayram ediyor.Aldırmıyorum yasaklara,emniyet şeridinde içimde ki suçluyu çıkarıyorum dışarıya.Farların uzununu yakıp yollara arkadaş ediyorum.Yakınıma geliyorum kendimin.Bir kitap çıkarıp bir sayfa okumak geliyor içimden.Oturuyorum yere,ağzımda sigara,elimde eskiyen sayfalarına aldırmadan defalarca okuduğum başucu kitabım.Sırtımı refüje yaslıyorum.Kimin ne düşündüğü umrumda değil.Yol gitmiyor artık,yol benim.Yol’a yol veriyorum ardında ben kalıyorum.. H.B Devamı

Kısa 2 Yahut Fil İçin Ev

2012-11-08 22:02:00
Kısa 2 Yahut Fil İçin Ev |  görsel 1

    İlknur Hanım sabah uyandığında evindeki fili artık daha fazla istemediğine karar verdi. İlk başlarda pek farklı ve harika bir şey gibi gelmişti evine fil alma fikri ancak zamanla filin bazı şeyleri ona batar olmuştu. Hortumu kokuyordu. Bu sabah artık buna katlanamayacaktı. Sonra klozetin kapağını indirmediği gibi tüm banyoyu çiş yapıyordu zira fil üç kilo işiyordu ve banyonun çaresiz gideri bu kadar çişe gelemiyordu. İlk başlarda umursamadan sevmişti fili. Atatürk Orman Çiftliği’nden iyi bir parayla satın almıştı. Filin boynuna geçirdiği iple sokak sokak dolaşıp evinin önüne vardığında bir file bakmış bir evine bakmıştı ve ikisini alamayacak kadar küçük bir evde yaşadığını anlamıştı. Bu yüzden filin içine girebileceği beş artı bir ebatında bir ev kiralamıştı. Hortumu çocuk odasına dek uzanıyor, o koca kıçı misafir odasını taşırıyor, etli ayakları ile koridoru işgal ediyordu. Fil için pek fazla hareket alanı olduğu söylenemezdi ancak halinden şikayetçi de görünmüyordu. Özellikle İlknur Hanım’ın yaptığı imambayıldıyı, orman kebabını, şakşukayı hortumuyla hüpürdetirken çıkan sese birlikte gülüyorlardı. Artık bu ses bir gıcırtıdan, bunak bir adamın çay içerken çıkardığı sesten ibaret olmuştu. Halbuki fil çayını şekersiz ve 70cl’lik bira bardağında içmekten hoşlanıyordu. Bazen çayı ekşi buluyordu da yanına şeker niyetine bir kilo lokum atıyordu. Bu gibi küçük ayrıntılar İlknur Hanım’ı artık çileden çıkartıyordu. Ev işlerini hallederken homurdanmadan edemiyordu. Adeta o koca ev bir işkence yuvasına dönüşmüştü. Keşke o zürafayı alsaydım diye mırıldanıyordu bazı geceler uyumaya çalışırken... Gelgelelim filden nasıl kurtulacağını bilmiyordu. ... Devamı