pekmezdekisinek 16 Takipçi | 28 Takip pekmezdekisinek@hotmail.com facebook/Pekmezdekisinek
Kategorilerim

FEYLESOF

GÜNCEL

KULAK MEMEM

Sİ-NEMALANMAK

PES-TİZ

İKİ SAYFANIN ÖPÜŞTÜĞÜ YER

Diğer İçeriklerim (36)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (16)

Kısa

2012-11-02 22:36:00
Kısa |  görsel 1

  O incecik parmaklarına bulaşan şeyin, kızıl renkli şeyin, bileklerindeki incecik damarlarından çıkagelmiş, bir öğlen vakti çıkagelmiş kan olduğunu farkettiğinde ürperdi ve her ürperişin ardından gelen şeyi yaşadı; korktu. Çağdaşlarını düşündü, çağdışılarını düşündü, çağından geride kalmışları düşündü, gözüne bir mağara adamının yalın ayaklarını getirip homurdanan bakışlarını yakaladı, ne güzel yalın bir dünyanın asude bedeniydi oysa. Korkusuna daha fazla engel olamadı küveti kızıla çalarken ve ölürken hissettiği tek korku alışkanlıklarından vazgeçiyor oluşuydu. Onları kaybetmekten korktu. Bedeni kimsenin umrunda değildi.    CTE Selam Devamı

Cuma ya da Pasifik Arafı

2012-10-16 02:50:00
Cuma ya da Pasifik Arafı |  görsel 1

    Pasifik araf, Robinson Crusoe’nun ne cennette ne cehennemde, pasifik okyanusun bir yerlerinde, bilinmeyene özgü bir adasında tek başına kalışını anlatır. Araf olan tarafıysa, Robinson’un yeniden yorumlanmış edimidir. Gizemli rengarenk ormanları olan adanın ıssızlığı, ne fiziki ne ruhi; bir ötekinin olmayışı Robinson için cenneti ama Cuma’nın gelişi ve binaenaleyh geçmişi ardında getirişi,( en azından beyaz adama bir siyah adam, geçmiş demektir) ve ötekinin olmadığı bir dünyada mekanın şahsiyet kazanıp (bizler odalarımızı severiz) bir öteki hale gelmesi ve bunu Cuma ile paylaşmak zorunda kalışı, zamanın akan su damlalarından kayıp gidişi, bir Anayasa eksikliği, aktarılması gereken cinsel arzu (bir o yana bir bu yana) cehennemi temsil eder. Bu ikisinin arasında kendi Anayasa’sını ilan etmeye çalışan Robinson’un gördüğü ilk canlı olan tekeyi tek hamlede öldürüşü onun arafa olduğunu söyler bize.   “Hayvanın iki adım ötesinde durdu. Tüy yığınının içinde, büyük yeşil bir göz, oval ve karanlık bir gözbebeğini üzerine dikmişti. Robinson, gözlerinin konumundan dolayı pek çok dört ayaklının, bir cismi ancak tek gözleriyle algılayabildiklerini ve saldırgan bir boğanın üzerine doğru ilerledikçe hasmını göremediğini hatırladı. Patikanın önünü kesen koca hayvandan kurnaz ve alyacı bir vantrilok gülüşü koptu. Aşırı yorgunluğuna korku da eklenince Robinson’un benliğini ani bir öfke sardı. Sopasını kaldırdı ve var gücüyle tekenin boynuzlarının arasına indirdi. Boğuk bir çatırtı duyuldu, hayvan önce dizlerinin arasına düştü, sonra da yana devrildi. bu Robinson’un adada rastladığı ilk canlı varlıktı. Onu öldürmüştü.” Syf 14. ... Devamı

Cemil KAVUKÇU

2012-10-14 00:51:00
Cemil KAVUKÇU |  görsel 1

    Bir esnafa giriyorum, yerlere istiflenmiş dünya dolusu kitaplar, adeta labirent tadında ilerletiyor adamı içerlere. Öylesine dolanıyorum aslında. Eski püskü kitaplar ilgimi çekiyor.  Dükkan iki katlı, aynalı çarşıda. İçeride iki kadın var. Dükkan sahibiyle bir şeyler konuşuyorlar. Adam “tamam,” deyip rafları araştırıyor, bir kitap çıkartıp koyuyor önlerine. Bilmem neyin günlüğü tarzında kitaplardan. Vampirin mi desem, darbecinin mi desem, bir hayat kadının mı desem, filin mi desem, kaplanın mı desem.. Şimdi hatırlamıyorum. Sonra kadınlar telefon ediyor birilerine. “Ha, pek - ala,” diye kapatıyorlar. Almaktan vazgeçtiklerini söylüyorlar. Adam bozuntuya vermiyor ama kadınlar çıktıktan sonra ağzından, “orospular,” diye çıkıyor. O kadar nazlanarak arattıkları kitabı en sonunda almadan gitmelerine kızmıyor sadece, arattıkları kitabın beş para etmez olması da cakası. “Zaten bu kitabı okuyan karıdan ne beklenir,” diye bağırarak söylenmeye başlıyor. Ben pek yaklaşmıyorum adama. Kıyılarda köşelerde kitaplar bakınıyorum. Sonra yanıma gelip, “yardım edelim yeğenim,” diyor. Her nedense ağzımdan, “Cemil Kavukçu’nun kitapları var mı?” diye çıkıyor. Adam gülümsüyor, “Ha, işte böyle adamlar gelsin,” diyor. “Cemil Kavukçu’yu soran adam öykücüdür.” Ardından bir sohbet başlıyor Cemil Kavukçu üzerine. İkimiz de seviyoruz öykülerini. Bana yeni öykücüler tavsiye ediyor falan. Peki kimdir Cemil Kavukçu? Bunu sormak bana düşmez tabiki, kimsenin kimliğini sorgulayacak değilim ama hani, “kimdir,” derken maksadım tanıtmak, bilmeyenlere bildirmek, bilginin zekatını vermek. Şöyle yapalım: Cemil Kavuk&cc... Devamı

Sakız Ağacı

2012-10-13 14:32:00
Sakız Ağacı |  görsel 1

    O bir sakız ağacıydı, alelade; Bir gün o yeşil sahile çıktı geldi, O zaman bu zamandır memnun yerinden; Seyreder bulutları, göğü, denizi.   Titreşirdi rüzgârla güneşli yaprakları; Ömür sürdü öyle hoşnut dünyasından, Aydınlıktan uyku tutmazdı bazı geceler, Motor sesleri duyulurdu uzaklardan.   Tanrı adını işitmedi ömründe; İnanmadan da madem yaşanıyor diye, Rüzgârlı bir kıyıda, sevinç içinde, Yaşamak dururken düşünmek niye?   Anmadı geçenleri bir defa bile; Ne uğraşır mesut olan gelecekle? Bir avare misali, günü gününe, O bir sakız ağacıydı, yaşadı sade.   Can Yücel Devamı

Ardıllık

2012-10-13 13:43:00
Ardıllık |  görsel 1

  Yere yığıldıktan sonra mı ölür bir adam yoksa öldükten sonra mı yere yığılır? Bu ikisinin arasındaki ardıllık nasıl belirir? Aslında her ölüm bir kalp durmasından ibaret değil midir? Bir şiir gibi:   Pallor mortis ve iyisinden algor mortis Üstüne yarım kilo rigor mortis ve bir tutam livor mortis Ben seni hep seveceğim Churcill Bay Otis   Bazen her şeyin birer ses sorunu olabileceğini düşünüyorum. Boş durmayan zihinlerimizin ağızlarımıza tahakkümü olan kelimeler adeta birer piç gibi dımdızlak kalıyor ortalıkta. Sonra bir densiz çıkagelip o kelimelere ayrı bir gerçeklik iliştirmeye çalışıyor. Bazen o densiz, bir kurumun kendisi bile olabiliyor. Mesela "birbirlerinden ayrıldılar" gibi basit bir cümleyi düşününce, birbiri kelimesinin sözlükteki anlamı, "karşılıklı olarak" tır. Bir şey nasıl karşılıklı olarak ayrılabilir? "Bir yaprak ağaçtan düştü." Peki ağaçın lifli bağları zayıfladığı için mi o yaprak o ağaçtan düştü yoksa yaprak son zamanlarda kilo aldı da ağaç taşıyamaz mı oldu? Karşılıklı olarak diye bir şey yoktur. Her şey bir önceliğe, bir sonralığa sahiptir ve bu öncelik, sonralık isteseniz de istemeseniz de ardıllık koyar ortaya. Ardıldır her şey ve bir insan öldükten sonra mı yere yığılır yoksa yere yığıldıktan sonra mı ölür? Nedir bu anları sınırlayan somut çizgiler? Mesele yoksa sadece ölmek eylemi midir? Sanmıyorum. Birçok birleşik sözlük, tamlama, cümle, kelime tarafından sarıldığımızı düşünüyorum.  Ortalık fena halde mantık hataları kaynıyor. Ve bu hatanın birinci sorumlusunun Dil Kurumu olduğunu düşünüyorum. Belki tek suçlu Türkçe'dir, olamaz mı? Biz ki Topkapı... Devamı

DÜŞSEL MASTURBASYON

2012-10-13 01:44:00
DÜŞSEL MASTURBASYON |  görsel 1

Evet, aslında tam olarak yalnızlıktan bahsediyorum. Çığ gibi büyüyen, iç acıtan bir yalnızlıktan. Boyut atlayan ve ekşi bir limona dil atmışçasına çenede hissedilen ağrı kadar hesapsız bir yalnızlık. Yalnızlık dipsiz bir kuyu mudur, yoksa bir kuyunun dibi midir? Yalnızlık kapının önünde pinekleyen bir kediye elinde kemirip durduğun ama bir türlü bitiremediğin simitten bir parça koparıp ikram etmek ve ardından seyri doyumsuz bir film gibi dalıvermek kedinin içine. Aslında kedi bahane, yalnızlığı kendi üstümüzden atıp kediye yükleriz, çünkü yalnızlık kabul edilmesi yaşanmasından çok daha güç bir kavram mıdır? Benim yalnızlığım seninkini döver, çünkü sen yoksun. Beynimiz kadar yalnızız aslında. Beden bütünlüğümüz içinde her şeyi idare edip, hiçbir şeyden sorumlu olmayan bir beyin düşünmek kadar saçma her şey. Bilim yalnızlığı nasıl tanımlar. Veya tanımlasa çözüm getirir mi merak etmedim. Etmeyeceğim. Yalnızlık ölümcül bir mirasken kendimle konuşmak geldi aklıma. Bir elime telefonumu aldım diğer elimde banyo tadil edilirken arta kalan duş kafası(nerden bulduysam gece vakti). - Alo, bebeğim. Duyuyor musun beni? Tonu hiç değişmeyen bir ses; - Bebeğim. Tabi ki duyuyorum, canım benim ne iyi ettin de aradın. Bende yalnızlıktan patlamıştım. - Sorma tatlım bende de aynı. Ev üstüme üstüme geliyor. - Öyle olduğunda sana süper bir teklifim var açmamış gülüm (bunu birkaç defa daha söylemişti) - Ne yapmalı dersin? Lütfen adam gibi bir fikir ver (gülüşmeler) - Yapma Allah aşkına sana ne zaman saçma sapan fikirlerle geldim ben? - Havuç sokma fikrini hatırlatmama gerek olduğunu sanmıyorum. - Tamam, tamam bu mecmuadan alıntı... Devamı

SÜREKLİLİK VE SABİTLİK

2012-10-13 01:21:00
SÜREKLİLİK VE SABİTLİK |  görsel 1

On beş yıl önce Durak durağından (evet, adı Durak’tı) kalkacak bir trene bilet aldım. Ne elimde bir bavul ne cebimde bir miktar para vardı. Bunun sebebini sefalet içinde yaşamam sanmayın. Zira bindiğim trende ne bavula ne (bir miktar) paraya ihtiyaç duyacaktım. Trenimiz ilk kuvveti (burası muğlak) aldıktan sonra nazlanarak eylemsizliğini kırdı ve belli bir süre sonra saatte 80 kilometre hıza ulaştı ve o andan itibaren bu hızını korumaktadır. On beş yıldır bu trende seyahat etmekteyim. Hiçbir meyil açısı bulunmayan bir yolda sabit bir hızla ilerlemekteyiz. On beş yıldır. Ne başarılı bir istikrar, değil mi? Hızımızda hiçbir artım olmadığı için bu artımın zamana oranı olarak tanımlanmış ivme bizim trende yok. Gören olmamış. Elimde, yan vagonda yaşayan yaşlı çiftin buzdolabından ödünç aldığım buz kütlesi duruyor. Sabit hızla giden trenimizden dışarıdaki manzarayı seyrediyorum ve bir yandan hangi akıllının bir başkasına buz ödünç verebileceğini düşünüyorum. Buz dediğin eririr; ödünç verilmesi mümkün değildir. On beş yılda epey değişti bu yaşlı çift, sanırım akıl melekeleri biraz zayıfladı. Her neyse. Avucumun içinde buzun soğukluğunu duyumsuyorum ve bekliyorum...  Yavaş yavaş tenimde gerçekleşen soğuma kılcal damarlarımda hissediliyor. Bir müddet sonra buzun çevresi sulanmaya başlıyor. Evet! İşte erime anının başlangıcı. Görünürde olmayan su damlacıkları şimdi tüm kütleyi sarıyor. Bir sıçrama meydana geliyor. Oysa Leibniz’in süreklilik yasası doğada sıçrama ve kopma olmayacağını ilerisürmüş ve savunmuştur. Doğada kopma olmayacağı aşikardır, yani hangi doğa şöyle on dakikalık bir sigara molası verebilir ki? Ben öyle bir doğa görmedim. Doğa kopmazdır ve vahşidir. İç içe geçmiş renk tonl... Devamı

Y: THE LAST MAN (SON YİĞİDO)

2012-10-12 19:53:00

  Sabah uyandığınızda dünyadaki son erkeğin siz olduğunu anladığınız an, ne Aziz Başkanın ve futbol topunun, ne hükümetlerin ve siyasetin, ne dinin ve cuma namazının - binaenaleyh vaazların - arabaların ve benzinin, ne zorunlu askerliğin ve acemi birliklerin, ne boks maçlarının ve eldivenin, ne kadınları arkadan kesmenin ve parfüm kokularının bir anlamı kalır. Y: The Last Man, senaryosu Brian K. Vaughan tarafından hazırlanmış distopik bir çizgi roman serisidir. Baş karakter isminden de anlaşılacağı üzere bir erkektir, adı Yorick, bir escape sanatçısı (hani şu oradan buradan bin türlü zorluklar içinden kurtulabilen adamlar). Bir salgın yüzünden dünyadaki tüm erkekler yok olmuştur ve geriye Yorick kalmıştır. Daha sonra anlaşılır ki salgın tüm erkekleri alıp götürmeden önce Rusya uzaya iki astronot göndermiştir ve bu iki erkekle birlikte üç erkek dünya tarlalarında cirit atacaktır sanırsınız. Çal patlasın vur oynasın aman sabahlar olmasın diye ümit ederken aslında oldukça gerçekçi bir şekilde anlatılan konu ile anlarsınız ki dünyada kalan son erkek olmak sadece kabustur. Yorick durumunu farkettiği an kendini gizlemeye başlar ve bir de pek sevgili maymunu vardır yanında.  Mesela aşağıdaki resimde görüldüğü gibi maske takar çünkü durumunun tehlikeli olduğunu anlar. Etrafta aşırı feminist kadın grupları oluşmaya başlar. Adeta yıllar boyu erkek boyunduruğunda kalmış kadınlar birden kendilerini dünyanın yeni efeleri ilan ederek orada burada serserilik yapar, naralar atar, hani Yorick'i görseler çükünden keserler.      Yorick maymunu ile birlikte yollara düşer ve saçma bir şekilde sevgilisini aramaya koyulur. Eğer yeniden Adem ile Havva öyküsü yaz... Devamı

Richard Hawley - The Ocean (Special Edition / HD) Mu©o

2012-10-12 12:42:00

Richard Hawley'den şahane bir parça. Okyanusa gidip de dönmeyenlere. Devamı