pekmezdekisinek 16 Takipçi | 28 Takip pekmezdekisinek@hotmail.com facebook/Pekmezdekisinek
Kategorilerim

FEYLESOF

GÜNCEL

KULAK MEMEM

Sİ-NEMALANMAK

PES-TİZ

İKİ SAYFANIN ÖPÜŞTÜĞÜ YER

Diğer İçeriklerim (36)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (16)

TİRZA

2012-10-12 11:58:00

    Hofmeester, “Benimle iki çocuk yaptın,” dedi. “Eee, ne olmuş? Hayatımın tesellisi bu mu olacak? Çocuksuz bir kadın ne anlama gelir? Orospu. Hatta daha bile aşağı. Orospu kadın da çocuk sahibi olabilir. Sana söyledim ya, çocuk sahibi olmak için sen son derece uygundun. Senden daha iyisini bulamadım Jörgen. Ya da çocuk isteyen birisine rastlamadım. Ama çocuklar beni kurtaramadı. Bir adamın gözlerindeki şehveti, çocuklarımın bana yalvaran bakışlarına yeğledim. Başka anneler bunun sevgi olduğunu düşünebilir ama bana göre bu açlıktıJörgen, bilgiğin basit bir açlık. Bir de ağlamalarıvardı, bazen geceler boyunca, sahi sen önceleri kulak tıkaçlarıkullanıyordun ama sonralarıbu ağlamalar seni rahatsız etmemeye başladı, senden bir şey bekleniyor olmasıseni memnun ediyordu oysa benim hayattan, aç kızlarımın bağırışlarından daha fazla beklentilerim vardı.”   Arzularını sorumluluklarına, öğretilmiş annelik rolüne yeğleyen bir kadın her zaman yerleşik hayatlarda rahatsızlık vericidir ve Arnon Grunberg sırf kendi zevklerini düşünen, “bir deneyim bakalım,” der gibi evlenmiş bir kadın ile o kadının malum kocası Jörgen Hofmeester arasındaki ve Jörgen’i hayata bağlayan tek varlık kızı Tirza ile arasındaki ilişkiyi, Grunberg’in kendine has biçemiyle okurken bir yandan karakterlerden iğrenecek, bir yandan Jörgen’in düştüğü durumlara ve bu durumlara getirdiği yorumlara güleceksiniz. Romanda eksik olmayan ve eksik olması düşünülemeyen müstehcenlik, diğerlerinden farklı olarak romanın bütünlüğünü sağlıyor. Jörgen, iyi bir caddede ev sahibi olmakla övünür ve karısını, “kira ödemeyen,” biri olarak görebilmektedir yeri gelince... Devamı

Blur - Caravan

2012-10-12 11:26:00

Naif bir şarkıdır Caravan ve bir o kadar da Blur Devamı

THE LAST LAUGH

2012-10-11 15:58:00
THE LAST LAUGH |  görsel 1

    Emil Jannings altmışını aşıp yetmişine varmış olmasa seve seve katılabilirdirdi sevgili Birinci Dünya Savaşı’na. Benliğini hizmet uğruna adarken tüm varlığını da katması eminim bir kaç albayın ilgisini çekecekti eğer eline tüfek vermiş olsalardı. Belki bir kaç bronz madalya takarlardı göğsünün en yüce bakan taraflarına ve Emil Jannings hiçbir zaman diğer askerler gibi klipsim düşmüş diye mazeret göstermezdi madalyası sarkarsa. O üniformasına önem gösterirdi. Üniformalar fabrikalarda üretilirdi ancak o üniformaları giyecek insanlar fabrikalarda üretilemezdi. Üniformayı taşımak denen bir mesele vardı. Emil Jannings heybetli cüssesiyle tüm üniformaları taşırdı, yeter ki izin verilsin... Yaşının geçkin olması nedeniyle Birinci Dünya Savaşı’na katılamamıştır. Komşusu - aynı zamanda akranı - “Almanya sen savaşa katılamadığın için yenildi,” demişti de koca bir tebessümü katıp pala bıyıklarını okşamıştı. Ancak herkes komşusu gibi düşünmezdi. Savaş; herkesin elini taşın altına atmasını gerektiren bir dönemdir. Askerliğin afişlerle, mecmualarla, etrafta dolanan yakışıklı Alman inzibatlarla, halkın gözünde kutsallaştırılmaya başlanmasıyla, Emil Jannings’in içi daha çok sıkıntıyla dolar. Kendini eksik ve yetersiz hissetmesine neden olur, fakat kendi mesleğini düşünür ve huzur bulur, çünkü o Berlin’deki meşhur Atlantic otelin baş kapıcısıdır. Üstündeki üniforma saygın biri olmasına olanak sağlar. Bazı otel müşterileri onun kalınca koluna girip bir adım atmaya dursun, güvende olduklarını hissederler. Askerliğin önem kazandığı bir dönemde Emil Jannings böylesine bir ayrıcalığa sahip olmaktan aşırı hoşnuttur. Yılların kapıcısıdır ve tek hamlede m... Devamı

Can Gox - Haydar Haydar

2012-10-11 02:17:00

CAN GOX - HAYDAR HAYDAR Devamı

AMAN BRE DERYALAR

2012-10-11 02:00:00
AMAN BRE DERYALAR |  görsel 1

  “Aman bre deryalar kanlıca deryalar”  ya da bir Balkan ezgisinin zaman,mekan ve sistemle birlikte değişiminin ritmik yaralı yolculuğu 80’lerden 90’lara kadar Sovyetlerin çözülme döneminde Bulgaristan’dan, “mecburi vatana” gelen muhacirler binbir güçlükle, fukaralıkla, acıyla yurdun dört bir yanına yayıldılar. Bursa’da bu göçlerin yoğun akımına maruz kalan kentlerimizden. Bursa’nın varoşlarına yerleşen ya da kendileri varoşlar yaratan muhacirler; evleri, saksı içindeki güzel kırmızı çiçekleri, gençlik düşleri, ilk aşkları gibi yüzyıllardır biriktirdikleri kültürleri de bu zor yolculukta çok uzaklarda bıraktılar. Uzaklık mesafeden öte imkansızlığın bir karşılığıydı onlar için. Çok zor bir çağda çetin koşullarda yaşama uğraşı veren bu soylu güzel insanlar kapitalizmin toplum mühendisliğini en profosyenelce yaptığı, açlığın, fakirliğin sadece güce tapıcılıkla, o güce hizmet etmekle; ancak yok olacağı yalanlarının en mahirce üretildiği reklam çağında yani bir mahşerin tam ortasında vatansız, adsız, bayraksız kalan hüzün çiçekleri, parçalanan hayalleri, ilk yazları ve geçmişleri ve gelecekleri ve bilimum ihtimaller adına küfrün en mahrem kapılarını zorladılar.      Acılarını estetik bir üslupla anlatıp, hikayeler oluşturup güçlü ezgiler yaratmak bir yana,  geride bıraktıkları kültürlerini de bozup parça parça yapıp yeni varoş-göçmen kültürlerine eklemlediler. Sokak aralarındaki düğünlerde  “deryalar” türküsüne 9/8’lik bir ritimle göbek attılar, oynadılar, bağırdılar, içtiler, küfrettiler. Geride bıraktıkla... Devamı

MOGOLLAR-CAYA KAC SEKER

2012-10-10 03:36:00

MOGOLLAR - CAYA KAC SEKER Devamı