ŞÜPHELİDİR BÜTÜN ÖLÜMLER

2012-12-15 22:57:00
ŞÜPHELİDİR BÜTÜN ÖLÜMLER |  görsel 1

 

 

Ölümüm üzerinden 12 saat geçti tam olarak.

Onca sene çalışkanlıklarına dem vurduğum karıncalar tepiniyor üstümde ince bacaklarıyla. Yıpratmıyor belki bedenimi ama ruhumu yaralıyor cansız halde toprağın altında yatmak.

Asıl mesele ardımda bıraktığım onca soru işareti, onca soru işareti ve annemin gözyaşları. Boynumdan asılmış buldular beni, hücremdeki duş fıskiyesiydi benden sonraki kahraman. Bulunduğumda ağzımdan köpük köpük salyalar, dilim dışarı sarkmış ve yüzümde tasvir edilemez korku.

En son ailemden konuştuğum kişi annem. Yolun sonuna geldiğimi ima etmiş ve yardım istemiştim çaresizce.O an annemin sesi kırık bir enstrüman melodisi gibi kesik ve yaralı gelmişti korkudan yanan kulaklarıma.Ne de olsa arkamdan ağlayacak olan,benden haber beklediği günleri büyük bir acıyla hatırlayacak olan annemdi.

Onun için zor günler yeni başlıyordu.Artık beni öldüreceklerini haykıracaktı,skandal bir habere dönüşen ölümümün ardından uzatılan mikrofonlara.Israr edecekti babamın teselli etmeye çalışan,artık hiçbirşeyin değişmeyeceğini,benim geri gelmeyeceğimi anlatmaya çalıştığı cümlelere.Gayet haklıydı ısrarcı olmasında çünkü boku bokuna,bir hiç uğruna canıma kast etmiş olabilirlerdi.Ben öyle üç kuruşluk adam değildim nihayetinde.Ardımdan yapılan veya yapılmasa bile benim kendimi asmış olmama göz yuman gardiyanlar,müdürler ceza almalı onların da canı yanmalıydı.Ama hiçbirinin ağzından benim gibi salyalar akmayacak ve benim yüzümde ki gibi yüzlerinde korku belirmeyecekti.Çünkü ölümden daha korkunç ne olabilirdi ki.Bir memurun uyarı alması mı?Ya da görevinden uzaklaştırma alması mı?Asla…

Acı haberi yavşak cezaevi müdürü verdi babama.Eli ayağına dolaşmış olmalı normalde de heyecanlı biri olan babamın.Sonra gözlerinden benim yıllarca bir veya iki defa aktığını gördüğüm gözyaşları sel olmuştur.Ah babam…

Nasıl geldiğini tahmin bile edemediğim evde kapıyı açan annem babamı günün bu saatinde karşısında gördüğü için şaşkınlığını gizlemeden ne olduğunu sormuş olmalı defalarca donup kalmış gözleri dolan babama.Ve sonrası annem için büyük bir yıkım.Aslında babam çok iyi bilir böyle şeyleri.Dedem vefat ettiğinde  de gayet profesyonel bir şekilde alıp götürmüştü memlekete annemi usulüne uygun bir bahane bularak.Ağzından çıkacak her kelimeye dikkat kesilen annem babamın ağzına düşecek sanki.Sonunda adımı heceleyerek söylemeye çalıştı babam.Cennetimin ayağının altında olduğuna şüphe olmayan  yüce varlığın gözleri nemlendi,elleriyle yüzünü sıvazlama başladı,ardından olduğu yere çöktü.Bir hüsran bir cinayet soğukluğu vardı artık doğduğum evde.Annemin sesi çınlıyordu vestiyerde ki gömleğimin yakasında – hala kaldırmamıştı onu,her önünden geçtiğinde kalan kokumu içine çektiğini söylerdi tüm konuşmalarımızda –

Nasıl oldu,kim söyledi,bir yanlışlık olamaz mı? O benim kuzum olamaz gibi umut kokan cümlelerin sonunda hep feyat figan ederek gözyaşı dökmek geliyordu.Annem benim...

 

 

**

4 numaralı koğuş yazan kırmızı tabela asılmıştı koğuşun girişinde.Koğuştan içeri her girdiğimde kalibimi çizdirmiştim sanki o tabelanın sivri köşelerine.Nasıl açılmıştı içim,nasıl özlemiştim annemi,nasıl terlemişti demir kapıyı açarken ellerim.Öldüğüm gün bugün.Demir ranzama uzanmış korkuyla bekliyorum.Elim yastığımın altında,sivri uçlu metalin soğukluğunu hissediyorum.Beni öldürecekler,beni alacaklar,sevdiğimden.Durup dururken soğuk ter damlacıklarını ağırlıyor yorgun yanaklarım.Ölüm korkusu nasıl birşeymiş Allah’ım diyorum.Havada efkar var bugün,gözcü kulelerinde ki asker çocuklar görünüyor demir parmaklıklı pencerenin havalandırmayı koğuşumuza misafir eden köşesinden.Pencereden göğsümü çıkarıp başımı semaya kaldırarak iç çekmeyi özlemek ne tuhaf.Gardiyanların kendi aralarında ki konuşmaları geliyor kulağıma.Hep sıradan,hep basit,hep birilerinin dedikodusu.Kafamı çeviriyorum soğuk duvarıma.Kendimi son bir yıldır özlemini duyduğum uykunun şefkat dolu kucağına bırakmak istiyorum,olmuyor..

Beni öldürecekler.Belki karnıma paslı bir demir saplayacaklar,belki de dişlerimi kerpetenle söküp ağzımdan gelen kanların beni boğmasını bekleyip,o halimi büyük bir keyifle seyredecekler.Halbuki ben ne yapmıştım onlara? Bunun cevabını gerçekten bilmiyorum,bilemeyeceğim belki.Öğrenmeme fırsat kalmayacak.Haksızdılar,haksız olmasalar neden koğuşu başlarına yıkmaya çalışayım ki?

Üzülüyorum yine annemi özlüyorum,dizlerine başımı koyup ellerinin saçlarımın arasında dolaştığını hissetmeyi nelere değişmezdim ki…

Geriye dönüp baktığımda ileriyi düşünmediğimiçin tekrar üzülüyorum.Telefonda anneme yakarışımın ardından yarın sabah koğuşumu değiştirecek cezaevi müdürü.Büyük ihtimalle cezaevinin tadil edilmemiş köhne hücrelerinden birine tıkacaklardı beni.Bir an uykuya dalacaktım ki karşımda bir aslanı dişlerini biliyorken görmüş gibi korktum ve yatağımda dikildim.Uyumak,canımı itlere teslim etmem demekti.Yüzümü yıkamaya çıkarken lavabolar bölümüne gardiyanın kapıda ki demir parmaklığı açarak bana baktığını farkettim,göz göze geldik.Ama nasıl bir bakıştı o,yada ben mi paronayak olmuştum.Herkes potansiyel katildi benim için.Bir an önce aklımı toparlamalıydım.Umudum yarın sabahtı.

Müdür düşmanımdır ama bakanlıktan gelen emir onun da elini kolunu bağlayacaktır.Ama koğuşu yakıp cezaevine müfettişlerin gelmesine o kadar öfkelenmişti ki,kin dolu bakışlarını hala unutamıyorum.Benim olayımın çıkış sebebini araştırırlarken ortaya çıkan rüşvet makbuzları,usülsüz işlemler bir hayli başını ağrıtmıştı.Az dayak yemedim incelemenin bittiği gün.Odasına çağırdığında,adımımı atar atmaz attığı yumruklar kaşımın patladığını,ve o yaraya her baktığımda annesine hürmetlerimi ilettiğimi söylememe gerek yok.Doğurmamalıydı,hamile kalmamalıydı böyle bir caniye.Evet kaşım patlamıştı,yanaklarım da bir sıcaklık hissettim ardından.Sonra korku ve öfke dolu gözlerle koluma giren gardiyanlara götürün bu şerefsizi gibi alçak bir kelime etti şeref yoksunu müdür.O günden sonra yoluna çıkmamamın ölümümü hızlandıracağını söyleyip benim içime korku tohumları ekiyordu aklı sıra.Ama muvaffak olmuştu,korku o günden beri beni kasıp kavuruyor.Çünkü vukuatları anlatmakla bitmez bir psikopat cezaevi müdürü.Zamanın da bakana bile kafa tuttuğu,ardından deli lakabı aldığı ama artılarının eksilerini örttüğü söylenirdi.Bunları düşündükçe düşmanlarım gözümde daha bir büyümeye başladı.

Düşmanlarım gözüm de büyüyedursun,güneş sıcak yüzünü ranzaların kenarlarından aşağı sarkan yorganların izin verdiği ölçüde yatağımda bana eşlik ediyordu.Güneş hapislikken hiç çekilmiyor aslında.Hep özgürlüğü,denizi,yağmur sonrası gökkuşağını,gece yakamozu hatırlatıyor.Hiç bir gökkuşağı bizim havalandırmamıza sığmıyor oysa ki.Biz sadece hayallerimizle tutuyoruz güneşin ısıttığı denizden balıkları.Oltamızı rastgele sallıyoruz,ve hep büyük tutuyoruz.Mangalını yapacak bir kömürümüz hiç olmuyor ama biz bir büyük açıyoruz göz kapaklarımızın gerisinde.Karanlık biraz,umutsuz,sığ.O kadar büyük ki gönlümüz,yoldan geçen ailenin bize bakıp ağlayan çocuğuna bile bir parça ikram ediyoruz balığın kılçıksız yerinden.Susuyor çocuk.Çocuk işte..Ama biz suçlu bedenler,sadece hayal kuruyor,bir bardak çay ve bir kuple türküyle demliyoruz beyinlerimizi.

Güneş iyiden iyiye ısıtırken koğuşu,yansıyan ışıklarının odanın puslu havasını ifşa ettiği güzel bir sabaha bir demlik çaydır elbet yakışan.Yatağımdan masaya doğru davranmama fırsat kalmadan koğuşun kapısı açıldı,kabaca,düşüncesizce.Adımın okunmasına fırsat vermeden işaret parmağımla kendimi göstererek ben miyim o talihli dercesine gözlerimi diktim gardiyanın kan çanağına dönmüş gözlerine.Elinde ki tesbihle gel manasına gelecek bir hareketle beni işaret etti tekrar.Son defa bakıyor gibiydim yatağıma.Artık gittiğim yerden ölüm çıkardı.Belirsizlik,belirsiz bir bekleyiş ne kötü..

**

Yıllardır burdayım,ama ilk defa koğuştan çıktığımda ellerimi kelepçelemesi gerektiğini söylüyordu gardiyan.Şaşkınlıkla diktim gözlerimi gözlerinin içine.Neydi beni bu halde götürme emri almasına sebep? Bilemeden uzattım ellerimi..

O ses..Bütün hayatımı bileklerinden kavrayan,acıtan yıpratan o ses..

Gözlerimi derin bir iç çekişe eşlik eder gibi kapattım açtım.Ve uzun bir koridor beni bekleyen.Adımlar sayılır cinsten,ne voltaya benziyori ne de masum bir yürüyüşten ibaret.Korkulu bir dünyaya girer gibi içimin içimden fırlayıp başka bir yere gittiği,korkulu bir meraktan çıldırdığım ama yanımdaki cellatvari adama bir şey söyleyemediğim,kalp atışlarımın ayak seslerine karıştığı bir koridor burası.Kendince yürümek ne mümkün.Biraz yavaşladığını gören gardiyan soğuk demir sopasıyla sırtından ileri doğru itiyor hemen.Nihayet kalacağım hücreye getirdiler beni.Getirdiler diyorum çünkü yürürken meymenetsiz biri daha eklendi yol üzerinde bize. –şimdi bu pezevenk başına dert açar,uğursuz piç – gibi sıraladı hakaretlerini.Hücreme girdiğimde bitecek sandığım herşey aslında yeni başlıyordu.Burada fazla kalmayacağımı anlamıştım.Beni yok edeceklerdi.Gardiyanların acıyan bakışmaları,müdürlerinin dolduruşuyla birleşip anlamsız konuşmaya dönüşüyordu.Akşamın olmasını beklemeden doluştular hücremden içeri.Biri ellerimi kelepçeledi,itiraz etmeme bile müsaade etmedi bıyıkları ağzına giren,pis suratlı olan.Diğeri biraz mülayim bir tipliydi,sanki beni bu cenderenin içinden söküp alabilirdi.Bütün bunlar hayalden ibaretti tabi.Sonunu bilmediğim bir hikayeydi bu sanki. Birazdan bana duydukları kini,nefreti yüzüme kustuktan sonra ne yapmaları gerekiyorsa onu yapacaklardı.Artık yolun sonuydu,çırpınmalarım kifayetsiz.İçime öyle bir sancı çöktü ki bıraksalar başımı ellerimin arasına alıp ağlayabilirdim.Derin bir sessizliğe teslim oldu hücrem.Ah şu duvarların bir dili olsa..

Neyse ki bana daha fazla eziyet etmediler.Pis bıyıklı olan kulağıma eğilip,akılsız başımın cezasını çektiğimi söyleyip iki parmağını yüzüme tokat atarcasına vurdu.Artık söylemlerini fiiliyata dökmüşlerdi.Duş hortumundan ip,getirdikleri tahta parçasından sehpa yapıp boynuma geçirdiler.Fıskiyenin ucundan ne kadar soğuk bir su gelirse gelsin boynumda hissettiğim soğukluğa eşdeğer olamaz.Mülayim dediğim gardiyan titreyen bacaklarımı yerden kesti attığı tekmeyle.Artık dilim dışarda,salyalarım  akıyordu beton zemine.Ne oldu nasıl oldu da bu fotoğraf karesindeyim bir muamma.Ardımda ağlayan bir anne,çırpınan bir baba ve şüpheli bir ölüm bıraktım.Zaten her ölüm ardında iz bırakır,biraz da şüpheldir.  Velhasıl hayat doğumla başlayıp ölümle biten bir çizgi değil mi? 

H.B.

236
0
0
Yorum Yaz